 |
TEKNE SAHİBİ OLMANIN KEYFİ KADAR ZORLUKLARI DA VARDIR
Oturduğum arka havuzluktan yekeyi, ana yelkeni, flok ve genoa
yı pek rahat kullanabiliyordum. Hem apaz hem de orsa seyrinde
iyi netice veriyordu. İki yataklı kamarası kuzine ve wc si
bile vardı.
Heybelinin Değirmen Burnu koyuna bir tonoz yapıp bağladık.
Halki Palastaki penceremden gözümün önünde duruyor ve eserimle
iftihar ediyordum. Işıkla çok denizler dolaştık bütün
Marmara'yı kuzey Egeyi her türlü hava koşulunda defalarca
geçtik, Karadeniz'e çıktık Kefken sahillerine kadar birkaç
defa gidip geldik.
Bu arada ben çalıştığım banka da dış işler müdürü olmuştum
bilahare de bir ihracat şirketinin genel müdürü oldum. İstesem
çok lüks bir kotra alabilirdim. Ama kendi elimin ürünü olan
Işık benim için vazgeçilmez olmuştu. Bu arada sık sık
yurt dışına iş seyahatleri yapmak zorunda idim ve takayı Ayvansaray
da beraber aldığımız ve sonra ortadan kaybolan arkadaşım da
babasının ricasını kıramadığım için benim yanımda çalışmaya
başlamıştı.
Ona bir kere daha güvenmenin cezasını yine acı olarak çektim.
Işık için İstanbul Yelken Kulübünün çekek yerinde (şimdi
yok tabi çünkü orasını daha güçlü olanlar alıp kapalı yüzme
havuzu yaptılar) rezervasyon yaptırmıştım. Seyahate çıkacağım
için bu malum arkadaşa memurum olması sebebiyle de ben yokken
tekneyi çekip üzerini örtmesi talimatını verdim ve yurt dışına
gittim.
Geldiğimde teknenin yerine çekildiğini söyledi. İşim yoğundu
ve bu konuyu yaza kadar unutmuştum. Artık Sarıyer e taşınmıştım
ve deniz kıyısında oturuyordum, işe gidip gelirken genelde
Maslak yolunu kullanırdım. Fakat bir gün sahilden geçeceğim
tuttu ve bir de ne göreyim; bizim Işık Arnavutköy sahilinde
duruyor. Hemen bir sorgu sual, iş anlaşıldı. Bizim malum arkadaş
kendisine çekek için bıraktığım parayı yemiş ve yerine koyamayıp
çekecek yer de bulamayınca tekneyi getirip oraya bağlamış.
Gereken tepkiyi verdik ama merhametli yanım yine suistimal
edildi ve işinden atmadım. Sözüm ona iyi bakıyor ve ilgileniyordu.
O yıl çok şiddetli bir kış oldu, 1987 Martında bütün yollar
karla kapandı ve o gün fabrikaya gidemedim Taksimde bir arkadaşımın
şube müdürü olduğu banka şubesine kadar anca varabildim ve
oradan telefonla fabrikayı tatil ettiğimi bildirdim. Ancak
geri dönebilmek pek zor oldu; zar zor bulabildiğim bir taksi
sahilden gidebildi ve Arnavutköy den geçerken gayrı ihtiyari
tekneye baktım ve beynimden vurulmuşa döndüm.
Çünkü sadece direğin ucu görünüyordu, batmıştı.....Bir
daha o arkadaşı ne gören nede bilen oldu ortadan buharlaşıp
kaybolmuştu evi de boşaltmışlardı. Kar tipi berbat bir hava
çaresiz bir durum.
Boğaz kıyıları yar gibidir birden uçurum şeklinde derinleşiverir.
Tekne sahile bağlı olduğu halat tuttuğu için yardan aşağı
derinliklere süzülüp gitmemişti ama her an ip kopabilir ve
kayıp derinliklerde kaybolabilirdi. O benim el emeğimdi
ve bir tekneden öte manevi değeri olan bir nesne idi onu feda
edemezdim. Derinlere kayıp gitmeden önce kurtarmam ve çıkartmam
gerekiyordu. Ama nasıl? Hem de o havada..
Vakit kaybetmeden Rumeli Kavağına gidip balıkçı kahvehanesine
daldım, dışarıda tipi göz gözü görmüyor, tüm balıkçılar kahvede
iskambil ve tavla oynuyorlardı. Kahveciye en büyük boom
u olan motor kimin diye sordum bir reis gösterdi. Pişti oynuyordu.
Yanına gittim ve
- Denize çıkman için iyi bir sebep olsa ne yaparsın dedim.
- Hiçbir sebep denize çıkmamamdan iyi değildir bu havada diye
cevap verdi.
Buna rağmen kısaca olayı anlattım ve tekneyi kurtarmak için
boomla askıya alıp, bordaya yedekleyerek bağladıktan sonra
bir taraftan da sintine pompası ile boşaltıp su azaldıkça
ve tekne yükseldikçe azar azar boomla kaldırıp suyu boşaltmak
suretiyle kurtarmayı teklif ettim.
Ne istersin diye sordum. O gün için çok fahiş bir rakam istedi
ve bunu eminim ki veremeyeceğimi düşünerek teklif etti. Çaresizdim
ve Kabul dedim. Şaşırdı ama artık lafından da geri dönemedi
ve
- Hadi yaylanun gideyruz uşaklar...deyip tayfası ile beraber
harekete geçtiler amma! Çok daha önemli bir sorun vardı..
Nasıl batık teknenin altından sapan geçirilecekti?
Mutlaka birinin dalması ve teknenin altından onu kaldırmak
üzere booma bağlayacak kalın sapan denilen halatları geçirip
bir ucunu güverteye vermesi gerekiyordu. Yoksa Işık ı kurtarmak
mümkün olamazdı.
O havada değil dalmak kimsenin sobanın başından bile kalkmaya
niyeti yok ne yapacağız diye diye Büyükdere deki Gemi kurtarma
istasyonuna gittik. Alemdar gemisinin dalgıcı Osman
bey soba başında oturmuş hafif hafif kestiriyordu. Durumu
anlattım kahkahalarla gülmeye başladı. Her halde halime acımış
olmalı ki dört aylık maaşı karşılığında dalmaya razı oldu.
Onu da aldık ve yola çıktık.
devam edecek ...
Kemal BARAL
Ekonomist - Amatör Denizci
barallar@isnet.net.tr
|
 |