 |
TEKNE SAHİBİ OLMANIN KEYFİ KADAR ZORLUKLARI DA VARDIR
Bir saat kadar sonra Arnavutköy de idik. Henüz sahil kazıklı
yolla mücehhez değildi, kıçtan kara bağlandık ve Osman 6 mm
kalınlığındaki elbisesini giymeden önce balıkçı gemisinin
sac sobasında terleyip kıpkırmızı oluncaya kadar ısındı, vücudunu
yağladılar elbiseyi giydirdiler ve denize atladı. Cozzzzz
diye bir ses çıktı ve iki dakika kadar sonra Osman morarmış
bir halde kendini dışarı attı. Çok soğuktu ve sapanı takamamıştı...
Aynı sahneler iki defa daha tekrarlandı ve sonunda sapan
geçirildi.
Güçlü vinç koskocaman ağır ağ makarası ile destekli
halatlar ile sapan geçirilmiş Işık ı yavaş yavaş su üstüne
doğru kaldırmaya başladı.
Bu esnada sahil meraklılarla dolmuş ortalık o kar ve tipi
ye rağmen anababa gününe dönmüş trafik tıkanmıştı. Herkes
bu acayip operasyonu merakla izliyordu.
Beş dakika sonra Işık ın güvertesi su sathı ile ayni
hizaya geldi. Bakımsızlıktan ve suyu boşaltılmadığı için ve
sonunda yağan karın da ağırlığı ile havuz kısmının tahliye
delikleri su seviyesine kadar inip oralardan da su almaya
başlayınca batmıştı anlaşılan. Yani çok iyi bakarım merak
etmeyin diye af dileyen o namussuzun ihmali yüzünden!
Batık tekne su seviyesine kadar vinçle kaldırılınca bordaya
sıkı sıkı bağlayıp yedeklediler. Büyük motorun sintine tulumbasının
hortumu kotranın içine sokuldu ve içindeki su boşaltılmaya
başlandı. Su boşaldıkça tekne yükseliyor ve yükseldikçe de
boomla biraz daha yukarı kaldırılıyordu.
Bu arada sahilden ayrıldık ve bu işleme Rumeli kavağına
doğru giderken yolda da devam ettik. İstinye açıklarına geldiğimizde
Işık artık tamamiyle yüzüyordu ve içine girdim. Mahvolmuş
ne yatak , ne mutfak. Ne motor hiçbirinde hal kalmamış. Hırsımdan
ve üzüntümden gözlerim dolu dolu oldu. Her hangi bir delik
yoktu ve aynen yukarıda anlattığım üzere ihmal ve bakımsızlıktan
yavaş yavaş batmıştı. Fakat onu kurtardığım için mutlu idim.
Işığı Rumeli Kavağına getirip Tellibaba mevkiindeki bir çekek
yerine çektik. Epeyce tamirler gördü ama artık eski havası
kalmamıştı ve tabir yerinde ise "sıtkım sıyrılmıştı".
Bir yıl sonra da sattım.
Bu olaydan çıkarılacak ders ve tekne sahiplerine tavsiyem,
kendi işlerini kendilerinin takip etmesi ve kolay
kolay kimseye güvenmemeleridir. Nitekim geçen sonbahar bir
tekne transferi esnasında Kuşadası civarında tekne de kiralık
kaptan da buharlaştılar yok oldular, çok şüpheli ve manidar
bir örnek daha.
Peki ben gerekli dersi almış mı idim? Öyle sanıyordum ama
alamamışım ki yeni teknem de başıma gelenleri yaşamak durumunda
kaldım.
--------------------------------------
Geçen zaman içinde hep yeni bir yelkenliye sahip olma
isteği vardı içimde. Ancak, istediğim özelliklere sahip bir
tekne olsun istiyordum. Hazır tekneler ile pek ilgilenmedim
çünkü fiber tekneleri sevemedim hiçbir zaman; denizde dalga
yediği zaman çok ses yapıyor, bir kaza esnasında acil onarım
şansı az, ahşabın sıcaklığından mahrum ve nedense en gelişmişi
bile bana soğuk ve biraz banyo küvetinde imiş hissi veriyor.
Neymiş, bakımı daha azmış!.
Aslında değil, bir kere iyi bir yelken performansı almak için
karinanın düz ve pürüzsüz olması gerekir, kekamoz tutmaması
mümkün değil bu yüzden mutlaka her sezon zehirlisinin
yenilenmesi gerekli ve bu yüzden karaya çekilmesi lazım. Mutlaka
orasında burasında ahşap parça kullanılıyor ve bunlar kontrplaktan
yapılıyor genellikle birkaç zımparadan sonra kaplama kısmı
incelip bozuluyor, bunların verniği ile bordanın boyanması
mı bütün bakım istemeyen kısmı? Bana göre önemli bir avantaj
değil.
Zira şimdi ahşap teknelerde modern yapım teknikleri
kullanılıyor, eskiden olduğu gibi tek kat armuz kaplama ve
su yaptı diye yağlı macun, o da yetmezse kalafat gibi işler
bitti. Şimdi lamine tekniği ile şaşırtmalı çift kat kaplamalar
ve arası epoksi malzeme ile ahşap işi yapılıyor, eğriler ve
postalar da lamine kat kat ince tahta şeritlerin yapıştırılıp
şekillendirilmesi ile yapılıyor, Hatta omurga ve bodoslamalar
bile aynı teknikle yapılıyor. (Eskiden buna benzer bir usulle
ağaç buharda veya sıcak suda ısıtılarak yumuşatılıp şekil
verilmek suretiyle basma triz tabir edilen yöntem kullanılırdı.
Bunun güzel örnekleri halen Harun ustanın, Athar ustanın atölyelerinden
çıkmış teknelerde görülebilir. Çoktan otuz yaşlarını geçmiş
bu örnekler dipdiri kalabilmiş vaziyette.) Bu tekniğin önemli
avantajları var, bir kere ağacın çalışması tabir edilen atmosfer
şartlarından ve nemden etkilenme olayı minimize oluyor. Ahşabın
kendi damar doku yapısı itibariyle sayına ve suyuna işlenmesi
nedeniyle kasılıp çatlama ve kırılmalar söz konusu olmuyor.
İşte bu teknikle yapılmış bir ahşap tekne istiyordum.
Fakat, bu teknolojinin ülkemizde uygulanması beş altı senelik
bir geçmişe sahip daha önce pek bilinmiyordu. Bu tür teknelerin
hazır seri üretimi de yoktu, (bu sene bir firmanın standart
olarak hazır üretime başladığını öğrendim) sipariş üzerine
imal edilmesi gerekli idi.
Zamanı kısıtlı olan birinin harcı değil sipariş bir tekneyi
yaptırabilmek ve o bol zaman bende yoktu. Ayrıca, en büyük
sorunlardan biri de plan ve proje meselesidir. Gemi inşa mühendisi
olarak bir de yat planı çizmiş ve çizmekte olan kaç kişi var
acaba? Gemi mühendisleri odasına sordum lütfedip bir cevap
bile vermediler. Birkaç uyanık inanılmaz fahiş rakamlar talep
ederek (4bin USD ila 7bin USD arasında ) dışarıdan hazır getirtecekleri
planlar üzerinde oynayarak proje yapmayı öneriyor.
Oysa ki, uluslararası yat planları yapan firmalar var ve bunlar
sipariş üzerine plan yapmaları halinde bile azami 2 bin USD
gibi rakamlarla mükemmel çalışmalar yaptıkları gibi; daha
önce ürettikleri planları bin USD nin altında sağlayabiliyorlar.
Bruce Roberts AU- Atkin Co USA- Tedbrawer
USA gibi firmalar en tanınmış olanları.
Anlaşıldığı üzere bu tür bir tekne yaptırmak başlı başına
bir meşgale, zaman ayırmak ilgilenmek gerekiyor ne yazık bu
zamanı bulamamıştım bir türlü.
devam edecek ...
Kemal BARAL
Ekonomist - Amatör Denizci
barallar@isnet.net.tr
|
 |