 |
Merhabalar,
Geçen ayki yazımın yayınlanmasından kısa bir süre sonra çok
ilginç bir mail aldım, maili atan arkadaşa elimden geldiğince
açıklayıcı bir cevap atmaya çalıştım ama konunun herkesi ilgilendirebileceği
düşüncesiyle bunu sizlerle de paylaşmaya karar verdim.
Geçen ayki yazılarımdan muhtemelen sadece serbest dalışla
ilgili olanını okuyan bu değerli okuyucumuz bana kendisinin
de serbest dalışla ilgilendiğini belirterek "bu yaz arkadaşlarla
denemeyi düşündükleri bir asansör sistemi " nin
krokilerini scanleyip atmış, üşenmeyip bir sayfaya yakın da
açıklama yazmış ve düşüncemi soruyor. Ha, bir de "aşağıda
sişirilecek balon" mevzusuna daha çözüm getirememişler,
böyle bir sistemi ucuza mal etmek için bir fikrim olurmuymuş
mümkünse. Geçtiğimiz yaz arkadaşlarıyla şamandıra-ipli kurşun
sistemiyle kırkı geçmişler, ama her seferinde kurşunu yukarı
çekmek yorucu oluyormuş ayrıca balon çıkışı da kolaylaştırırmış,vs
vs.
Öncelikle bu arkadaşıma buradan herkesin önünde yaratıcı
girişimleri için duyduğum samimi saygıyı bir defa daha ifade
etmek istiyorum, ve bu konuda cok ciddiyim çünkü maalesef
günümüzde yaratıcılık ve girişimcilik her alanda eksikliği
çok duyulan nitelikler. Sonra da tabii ki onu derinlik konusundaki
görüşlerimi de okumaya davet etmek durumundayım, bakınız bölüm
3.
Şimdi konuya girelim, bir kızak-asansör sistemi (sled)
kurmak öyle çocuk oyuncağı bir iş olsaydı dünyanın en iyi
atletleri antremandan arta kalan zamanlarını sponsor arayarak
geçirmezlerdi ! Dolayısıyla öncelikle bana gönderilen (ve
kötü örnek olmamak adına yayınlamayı sakıncalı bulduğum) kızak
sistemiyle ilgili birkaç noktayı vurgulamak istiyorum :
- Derine inen bir kızak sistemi kurmak için şamandıra maalesef
yetersiz kalır, çünkü o uzunluktaki bir ip zaten akıntıya
maruz kaldığından hafifçe eğilir, ve bunun önüne geçebilmek
için de ipin ucunda önemli miktarda ağırlık kullanmak gerekir.
Bu şartlar altındaki ipin ayrıca bir de satıhtaki akıntılara
maruz kalan bir şamandıraya değil çapalarla sabitlenmiş
bir platforma bağlanması gerekir, çünkü amaç o ipi elden
geldiğince düz tutmaktır.
- Baş aşağı inişte kulak zarlarındaki basınç akciğerlerdekinden
-çok az da olsa- daha fazla olacağı için otuz metrelerden
sonra eşitleme problemiyle karşılaşılması çok olasıdır,
çünkü başınçla büzüşmüş bir ciğerden biraz daha hava "
çalmak " o derinliklerde daha da zorlaşır, bu yüzden
ayaklar önde iniş son yıllarda bütün rekortmenlerin standart
prosedürü haline gelmiştir. (Zaten eşitleme meselesi -Pelizzari'ye
göre- bugünkü no limits rekorlarının önündeki en büyük engeldir
ve maestro şu sıralar bunu aşmak için altmış metreden itibaren
burun tıkacını çıkarıp burun deliklerine de su doldurmak
(suyu şıkıştıramazsınız) gibi abuk subuk bir tekniği geliştirmekle
meşgul, tabii ki denenmemeli.)
- Satıhtan şişirilmiş balonla inmek meselesi de tahmin
edildiği üzere anlamsız çünkü aşağıda kurşunu bırakınca
yukarıya etkili bir şekilde çıkartabilmesi için nereden
bakılsa beş-altı litrelik bir balon lazım, e o sizin bahsettiğiniz
derinliklerde (50-60 metre) beş litre olacak balonun da
satıhta otuz litreden az olmaması lazım, onu da aşağı neyle
indireceksiniz ?
- En önemli noktayı sona biraktım haliyle ... Arkadaşlar
yapmayı-kullanmayı düşündüğünüz sistem ne olursa olsun 'sabit
ağırlık' tan çıktığınız andan itibaren kesinlikle tüplü
güvenlik dalgıcına ihtiyacınız vardır ve o güvenlik dalgıcı
da X metrede başınıza bir şey gelince sizle lank diye satıha
çıkamayacağından düşündüğünüz elli-altmış metre arası operasyonel
derinliklerde en az iki tane tüplü güvenlik dalgıcı (60m-30m)
artı satıhta iki tane serbest güvenlik dalgıcı gerekir.
Tabii tek başına bir arkadaşınızın da tüpü sırtına takıp
havayla altmış metrede sizin gelmenizi beklemesini onaylamadığımızı
soylemeye bilmem gerek var mı ?
Kendini zorlamak, limitlerini aşmak insanın içinde olan nisbeten
hayvansal bir dürtü, maalesef bunun neye yaradığını sorgulamak
o kadar içgüdüsel değil. Bu satırların yazarı eşşek de zamanında
çapa takılınca teknede boy boy tüpler dururken nefesle yirmibeşe
inip paletlerini çıkarıp ayağıyla kayaya dayanarak çapayı
kanırtmak gibi abuk subuk bir sürü iş yaptı, ama gel gör ki
boyu hala 1,77, kimse de gelip madalya filan takmadı.
Bu konuyu kapatmak adına, Türkiye'de ne kadar duyulduğunu
bilemediğimden geçen sene kasımda dünya rekorunu 171 metreye
taşıdığı dalışta hayatını kaybeden Audrey Mestre'ten bahsedeceğim.
Üzerinden bir seneye yakın zaman geçmesine rağmen hala IAFD
-Mestre'in kocası rekortmen Pipin'in kurduğu serbest dalış
organizasyonu- bu trajedinin üzerindeki esrar perdesini kaldırmadı,
girdiğim her internet sayfasında dalış süresi, kızağın takıldığı
derinlik, güvenlik dalgıçlarının derinlikleri vs tüm bilgiler
birbirinden farklı. Kazadan hemen sonra okuduğum bir versiyonda
balonu dolduran tüpte az hava olduğu ve bu yüzden sledin çıkışa
hıizla geçemediği yazılıydı. Ayrıca yine aynı yazıdakı iddiaya
göre Audrey 171'deyken en yakınındaki güvenlik dalgıcı 40
metre daha yukarıda bekliyormuş ve Audrey vana ve balonla
cebelleşip güvenlik dalgıcına ulastığında dalışın üç buçuk
dakikası zaten geçmiş bile, kısa bir süre sonra bayılan Mestre'in
yüzeye çıkması sekiz dakikaya yakın sürüyor, sonuç tabii ki
belli….
Daha başkalarını duymama rağmen ben nedense olayın bu ilk
versiyonuna inanıyorum, zaten hangi versiyonun gerçek olduğu
önemli değil, gerçek o gün Audrey Mestre'in hayatını kaybettiği,
hatice degil netice . Kasımdan beri geceleri uyumadan önce
gözümün önune hep o 171 metrede çaresizlik içinde çırpınan,
en yakındaki yardım ümidi kırk metre yukarıda olan kadın geliyor.
Bir an kendinizi onun yerine koyun, sadece bir an. Tüpü sırtına
takan her sağlıklı insan inebiliyor, ipe çok kurşun bağlayıp
aşağıda bırakarak da bir çokları ulaşabiliyor, zaten insan
ağzından sadece üç hece olarak çıkıyor, ama aşağıda bir şey
ters gittiğinde kırk metre denizin altında çok büyük bir mesafe….
Kut KARAHASAN
PADI Dive Master
kut_k@hotmail.com
|
 |