 |
Merhabalar,
Bu ay size sualtı navigasyonundan bahsedip bir kaç hikayecik
anlatmak istiyordum aslında, ama temmuz başı yaptığım doğaçlama
bir tatilden öylesine iyi izlenim ve anılarla döndüm ki içimden
hiç hata yazısı yazmak gelmedi. Ben de dolayısıyla bazı "güzellik"leri
sizlerle paylaşmayı uygun buldum, "çirkinlik"
ve hataların nerde-kimde olduğunu da bulmak için pek uzun
uzadıya düşünmeye zaten gerek yok maalesef.
Bir ay kadar önce İspanyol bir arkadaşım beni balığa
davet etti. Evet farkındayım, giriş cümlesi olarak oldukça
sürreel, ama ne yapayım, işin kısaca açıklaması bu.
İspanya’da bir aylık bir tatilden sonra tekrar beraberiz sevgili
deniz dostları. Hayatımda hiç gitmemiştim, Luis’le Korsika’da
bir kaç defa dalmıştık ve İspanya’nın Akdeniz kıyısında bir
yerde yaşadığını biliyordum. Sözü geçen yeri – Cadaques,
Barcelona’nın kuzeyindeki Costa Brava denilen kıyılarda ufak
bir kasaba - haritada bulduktan sonra para-zaman parametrelerini
denkleştirmem on gün kadar aldı ve temmuz başında bir akşamüstü
trenden indim. Yanımda elbisem ve maskemden başka bir şey
olmadığından da açık bir dükkana dalıp varlığından o ana kadar
haberdar olmadığım bir markanın skin paletinden almak durumunda
kaldım, gerçi boyu dışında serbest dalışla pek ilgili durmuyordu
ama mevcutlar arasında en uygun malzeme oydu, neyse başa gelen
çekilir.
Hemen ertesi gün erkenden botla balığa çıktık, botta ben
ve Luis’ten başka bir de o güne kadar sadece Internette gördüğüm,
insan boyunda tahta tüfekler var, dedim "Luis nedir olayımız,
katliama mı gidiyoruz?" "Yok" dedi, "Biz
bu tüfeklerle aslında Eylüle doğru açık denizde kırmızı
ton filan avlıyoruz, ama merak etme bugünkü gideceğimiz
yer hem yakın hem sığ, bu tüfekler ağaçhon için uygun
olduğundan aldım" "Hah şöyle" diye geçirdim
içimden, biz Jaws serisiyle bilinçaltı bombalanmış bir neslin
evlatlarıyız, dibini görmediğim yerde oynaşmak beni bozar.
Ava gittiğimiz yer topuk şeklinde bir resif, bayağı geniş
ve hoş bir yer, ama suya atlayınca şaşkınlık ve umutsuzluk
arasında bocaladım bir an. Şaşkınlığın sebebi aşağıdaki canlı
sayısı ve çeşitliliği, umutsuzluğun sebebi ise topuğun en
sığ yerinin yirmilerde başlaması. Eh be evladım, insan bir
sorar ama önceden değil mi, bütün kış idmansız oturup yaptığım
göbeğe mi yanayım, ayağımdaki ne idüğü belirsiz palet bozuntularına
mı, aşağıda gezinen envai çeşit balığa mı?
Birkaç umutsuz dalışın ardından zaten işin rengi belli oldu,
Luis abimiz allahtan gönlü geniş bir insan -ya da daha doğrusu
ben yeterince ısrarcıyım!-, onun da ayağı 43 olduğundan Picasso
carbonlarını çıkarıp bana verdi de günün kalanında insanca
dalışlar yapabildim. Gerçekten de bugüne kadar ayağıma taktığım
o kadar değişik palet içinde en iyi performansı onlarla aldım
ama neyse, işimiz reklam yapmak değil.
Şaşkınlığımın sebebine ya da daha doğrusu sebeplerine geri
dönersek, resif çok zengin ve çeşitlilik had safhada.
Gezen balık bolluğunu zaten bekliyordum, ne de olsa Akdenizin
Sicilya’ya kadar olan tarafı okyanustan gelen akıntılarla
beslendiğinden çok canlı bir havza, fakat esas dumur kaynağı
orfoz ve diğer taş balıklarının bolluğu ve rahatlığı. Her
inişimde taşa tutunup pusuya yatarken gözüm kenardaki orfozlara,
mürenlere, böceklere takılıyor, SCUBA tarafım kıpraşıyor,
tüfeği bırakıp peşlerine takılasım geliyor.
Av anısı anlatmaktan çok hoşlanan bir insan değilim, dolayısıyla
burayı kısa geçeceğim, bir tane Akya ile adını bilmediğim
(nereden bileyim, Türkiye kıyılarında bunca yıl nedense bir
defa bile göremedim o balığı!) bir balık aldım ve geriye döndük.
Allah Luis abimize ciğer vermiş, palet dezavantajina rağmen
iki dakikaya yaklaşan ağaçhonlarla üç tane besili sinarit
aldı, eyvallah akşamlık nevaleyi düzdük demektir.
On gün boyunca bazen balığa çıkıp geri kalan zamanlarda insanlarla
muhabbet ederek ülkeyle ve onların deniziyle ilgili elimden
geldiğince bilgi edinmeye çalıştım, ayrıca savaştan kalma bir
batığa çok hoşuma giden bir tüplü dalış yaptım. Aşağıda bazı
"güzel" izlenimlerimi sizlerle paylaşıyorum, yazının
başında da belirttiğim gibi "çirkinlik"leri aramak
için maalesef çok uzağa gitmeye gerek yok…
Mantıklı her Kuzey Akdeniz ülkesinde olduğu gibi İspanya’da
da orfoz ve diğer taş balıkları artık "tabu"
ve kesinlikle koruma altında. Can sıkıntısından bir orfoza
sıkmanın bedeli oldukça pahalı, para cezasının yanında bir
de devlet altınızdakı bot dahil her türlü ekipmana el koyuyor
ve tabii ki orada sahil güvenliğe rüşvet olarak orfoz verip
kurtulmak gibi bir şansınız da yok!
Zıpkınla vurulan herhangi bir balığı satmanın cezası, iyi
durun, nefeslenin, 22000-yirmi iki bin- Euro (Bodrumlu
bazı kardeşlerimiz maalesef orada aç kalırlardı!)
Yasalar çevreyi bir yere kadar korur, esas benim dikkatimi
çeken ise İspanyolların denize gündelik hayatlarında gösterdikleri
saygı oldu. Ufak bir örnek olarak, Prestij denilen
tankerin batmasıyla başlayan çevre faciasında yeterli tepkiyi
göstermediğini düşündükleri başbakan Aznar’ın gelecek seçimler
için şansı bayağı azalmış durumda, zaten o tankerin kaptanını
da polis gözaltına alırken bayağı kalabalık bir topluluk linç
etmeye teşebbüs etmişti. (dip not; orası Avrupa, orada her
aklına esen birilerini linç etmiyor!, bayağı istisnai bir
durum olması lazım)
Yanınızda şamandıra varsa gönül rahatlığıyla her yerde apnea
yapabilirsiniz, orda dalış şamandırasının üzerinden geçen
250 promilli kaptan(!)lar yok. Jet-skilere gelince, amatör
kaptan ehliyetsiz kesinlikle binemiyorsunuz, ehliyete rağmen
bir saat boyunca arkanızda eğitmenle jet-skiye alışıyorsunuz
ve ancak ondan sonra tek başınıza sahilden 800 metre uzakta
binebiliyorsunuz (Maalesef yine Bodrumlu başka bazı kardeşlerimizin
orada keyfi kaçardı!)
Son nokta olarak, çevreyle çok ilgisi olmasa da, birçok Avrupa
ülkesinin maalesef bize göre önemli bir avantajları da savaşlardan
kalma batıkları ... Batıklar dalış turizmi açısından gerçekten
çok önemli ve ortama ayrı bir büyü katıyor. İstemeyerek de
olsa bizim savaştan kalma batıklarımızın "koruma altında!"
kalmasını kabullenebiliriz (o kadar iyi korunuyorlar ki yağmalanmadık
tarafları kalmadı ama o apayrı bir yazı konusu).
Fakat bu başka yapılabilecek bir şey kalmadığı anlamına gelmiyor
ki. Bodrum’un reeflerini tahminimce herkes bilir, iki tane
reef’in üzerinde yazın bütün dalış okulları altalta-üstüste
dalis yapıyoruz, yer bulunmuyor, çapalar karışıyor vs, e oranın
etrafı kumluk, derinlik makul, dalış okulları olarak birleşip
iki tane heybetli hurda gemi alınsa, yani şöyle ileri seviyedeki
dalıcılar için penetration dalışı da yapılabilecek cinsten,
reeflerin az ötesine usturupluca batırılsa, o batıklar zamanla
ortama uyum sağlayıp balıklara yuva olsa, ilginç dalış noktası
sayımız artsa, hani belki maddi külfeti büyük bir iş olduğundan
biraz da turizm bakanlığı destek çıksa…
Bir süre bu hayallere daldıktan sonra düşünüyorum, tabii ki
o batıkları mekan edinen balıkların sonu Gümüşlük’te bir restoran
tezgahı olacak. Batıkların şaftları-pervaneleri de muhtemelen
sanayi’ye o-ring almaya gittiğim bir gün karşıma çıkıp sinirimi
bozacak, o yapay resiflerimiz her gece nedense biraz daha
hafifleyecek vs vs. Galiba en iyisi bu İspanyol rüyasından
bir an evvel uyanmak ...
Kut KARAHASAN
PADI Dive Master
kut_k@hotmail.com
|
 |