 |
Merhaba deniz dostları,
Öncelikle yeni yılınızı kutluyor ve 2003’ten daha iyi geçmesini
diliyorum, yani aslında bir yıl bundan da daha kötü nasıl
geçebilir bilemiyorum, dolayısıyla muhtemelen 2004 daha güzel
olaylara gebe, mavilikler içinde ve tasasız geçer inşallah
...
Yazıya geçmeden önce alışıldığı üzere ayın madalyasını takmak
istiyorum, bu ayın madalyasını istisnai olarak dalan çıkan
birilerine değil de piyasaya bir nevi yatay giriş çıkış yapan
arkadaşlara takmak daha uygun gibime geliyor. Geçen ay yine
bir abimizin teknesinden bir kaç takım malzemesi yürümüş,
dolayısıyla bu ayın dal-lamaları olarak izninizle genel olarak
dalış malzemesi hırsızlarını ilan etmek istiyorum,
zaten tahminimce herkesin içinde bu konuda ufak ya da büyük
bir sızı vardır, daha taksitlerini ödemeyi bitirmeden cillop
gibi regülatörleri uçup giden okul sahibi arkadaşların hislerine
tercüman olduğumu umut ediyorum.
Gelelim yazımıza, hazır kış gelmişken kısadan kuru elbise
konusunda birkaç fikir belirtmek istiyorum, bu yazı kafamda
bilhassa geçenlerde Tauchen’da okuduğum bir yazıyla beraber
şekillendi, orda bir batığa penetration dalışı yapan alman
dalgıcın başına gelenler anlatılıyordu. Dalışta sivri bir
metal parçasına takılıp elbisesini yırtan dalgıç içeri dolan
suyla beraber haliyle panikleyip ölümden dönüyordu. Daha sonra
aklıma bir-iki sene önce yine Tauchen’da okuduğum benzer bir
olay geldi, orada da yeni aldığı kuru elbisesiyle ilk dalışını
Almanya’da soğuk bir gölde yapan okuyucu –nasıl becerdiyse-
elbisenin iyi monte edilmemiş omuz üstü hava firar valfini
dalış sırasında kazayla çıkarmış ve içine dolan soğuk suyla
hem şoka girip hem de on dört kilo kurşunu sayesinde gölün
dibini boylamayı becermiş, allahtan dalış yeri fazla derin
olmadığından buddy’si gelip çıkarmış.
Bu ikisinden sonra da aklıma dört sene önce İtalya’da Garda
gölünde daldığım Alman buddy’m geldi (bu Alman dalgıçlarda
bir meymenetsizlik var ya hadi bakalım..), o zeki arkadaş
da ben kuru elbisesini giymesine yardım ettikten sonra kışın
aynı elbiseyle bir dalışta ölümden döndüğünü, elbisenin içine
inerken yeterince hava vermeyince (bunu da insan hissetmemeyi
ve unutmayı nasıl becerirse) yirmi metredelerde artık basınç
farkı nedeniyle kolunu bacağını kıpırdatamaz hale geldigini
vs vs anlattı, ona da yardım gelmiş (Tanrının hıyarlara sevgisinin
ve merhametinin sonu yok galiba), çıkarmışlar adamı, çıktığında
bütün el bilekleri ve boynu seal’lerden mosmor olmuşmuş falan
filan.
Kuruyla ilgili tavsiyelere geçmeden önce bu geri kalan noktalara
açıklık getirmek istiyorum, öncelikle batığa dalan dalgıçtan
başlayalım:
Olayın anlatılış şeklinden batığa giren dalgıcın penetration
dalışı yapmak için yeterli eğitim ve tecrübeye sahip olmadığı
belli, burda bilhassa batık dalışlarında doğaçlamaya yer olmadığını
tekrar hatırlatmak istiyorum. Yazıda belirtilmese de muhtemelen
söz konusu elbise trilaminate bir kuruydu, çünkü komprime
neopren kuru elbisenin batıktaki herhangi bir metal çıkıntıyla
yırtılması bayağı zor. Aslında trilaminate in de o şekilde
yırtılması kolay bir hadise değil, ama böyle başarılı insanlar
da var vesselam. Göl dalışında elbisesine su giren dalgıçla
da ilgili çok temel bir saptamamız olacak, yeni bir ekipman
alınca suya girmeden karada ekipmanla haşır neşir olmak bu
tür tatsızlıkların olmasını engeller, yeni aldığınız ekipmanın
özelliklerinin keşfedileceği son yer suyun altıdır ! ! Elbiseye
hava vermeyen Alman’a ise pek de bir şey söylemek gelmiyor
içimden, ama eğitimini yapmadan kuru giyilmemesi gerektiğini
hatırlatmak kaçınılmaz bir gereklilik.
Kuruyla direkt ilgili görüşlerime gelince, öncelikle gerek
hareket kabiliyetini azaltması, gerek alınması gereken kurşun
miktarını fazlasıyla arttırması açısından kuru bana çok cazip
gelmiyor, bunda tabii ki daldığım suların sıcaklığının çok
düşük olmamasının da payı var, bir dalış elbisesini 600 dolar
ve üstü para vermek istemememin de. Kuru elbiseyle dalarken
ortalama olarak en az oniki kilo kadar bir ağırlık almak gerekiyor,
bu da özellikle ikinci olayda gördüğümüz gibi tehlikeli de
olabilecek bir durum, dolayısıyla kuruyla dalarken bütün bunların
bilincinde ve bir o kadar daha dikkatli olmak gerekiyor. Ayrıca
giyiş çıkarışının da zahmetli olması baska bir tatsız etken,
tabii ki bütün bunlar uzun sure soğuk suda çalışacak insanlar
için yine de kuru elbisenin vazgeçilmezliğine darbe vurmuyor.
Fakat benim tercihim her zaman 7mm’lik yarı kuru. Üstüme
iyi oturan ve su geçirmez sırttan fermuarlı bir yarı kuruyla
Hollanda’da mart başında hava sıfırken bile dalış yaptım ve
üşüdüğümü söylemek alete ve üreticisine haksızlık olur, evet
suda sadece kırk dakika kaldım ve daha uzun kalsam soğuğa
karşı kuru elbiseden daha az koruyacaktı, fakat yine de hareket
kabiliyetini düşürmemesi ve bu şekilde dalış güvenliğini arttırması
açışından yarı kuruyu her zaman tercih ederim. Ayrıca üşümedim
diyorum diye soğuğa da dayanıklı bir insan olduğumu filan
düşünmeyin, zaten 1m77’ye 63 kiloyum dolayısıyla aslında fazlasıyla
üşümeye meyilli bir insanım. Önemli olan özellikle yarı kurularda
üzerinize iyi oturanını seçmek, ayrıca üşümeye çok yatkın
insanlar için böbreklerin üstü, elbisenin mansonlarının geldiği
bilekler filan gibi yerleri vazelinlemek de soğuğa karşı extra
koruma sağlıyor.
Bir dahaki yazımıza kadar sağlıcakla kalın, keyifle dalın….
Kut KARAHASAN
PADI Dive Master
kut_k@hotmail.com
|
 |