 |
KARAYA ÇIKARKEN MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER
Sudaki canlıların karaya çıkışı, oldukça tehlikeli bir takım
sorunlar doğurmuştur. Ve canlı vücutları bu sorunları elemine
etmek için bir takım özel yapılar geliştirmek zorunda kalmışlardır.
Bu zorluğu, bugün insanoğlunun uzaya çıkışında karşılaştığı
tehlikeli sorunlara benzetebiliriz. Bu sorunların çözümü o
zamanlar, canlıların yapısında kalıtsal değişiklikler olmasını
gerektirirken bugün; zekamızın bir ürünü olan teknolojinin
değiştirilmesi gerekiyor...
1. DERİ OLUŞUMU : Karaya çıkarken yaşanan ilk önemli
değişim, deri yapısında olmuştur. Derinin, su yitirilmesini
ve buharlaşmayı önleyecek bir yapıya ulaşması gerekiyordu.
Bunun yanında, aynı zamanda kazanması gereken bir diğer özellik,
vücut ısısını koruyacak niteliğe sahip olması idi. Vücudun
dış yüzeyinde post oluşumu bu nedenle oluşmuş bir değişimdir.
Ana rahmindeki bebeğin 4. ayda vücudunda oluşan kıllılığın,
doğuma yakın bir zamanda ortadan kalkması, bu evrimsel sürecin
yaşandığının bir kanıtı kabul edilir.
Örneğin farklı hayvanların embriyoları incelendiğinde, birbirlerine
ne kadar benzedikleri açık ve şaşırtıcı bir şekilde görülebilir.
İnsan yavrusunda doğumdan önce ilk haftalarda oluşan kuyruk,
daha sonra kuyruk sokumuna dek körelir. Bazı nadir durumlarda
kuyruklu insan yavrusu doğumları görülmüştür.
En önemli gelişim, solungaç oluşumlarıdır. İnsan embriyosunun
ilk evrelerinde oluşan solungaç kalıntıları, atalarımızın
kurbağalara ve hatta ilk deniz canlılarına kadar bağlanmasını
sağlar. Embriyonal solungaç yarıkları her defasında kan damarları
ile donatılmasına rağmen, karada yaşayan canlılarda işlevini
yitirmiştir.
Bir dikkat çekici gelişim de gözlerdedir. Başlangıçta yanlarda
olan gözler, üç boyutlu görmeyi kolaylaştıracak tarzda ortaya
kaymıştır.
Çoğumuzun bildiği gibi kurbağa larvaları ve böcek larvaları,
yaşamlarının ilk dönemlerini tam bir su hayvanı gibi suyun
içerisinde geçirirler. Kurbağa larvaları, türüne göre değişen
zamanlarda değişerek kara hayvanı olur.
2. BOŞALTIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER : İkinci önemli
gelişim, karada az bulunan suyun idareli kullanılmasıdır.
Bunda deri kadar boşaltım sistemi de rol oynar. Suda yaşayan
canlılar bilindiği gibi, madde yıkımı sonucunda ortaya çıkan
atık maddelerini yani dışkılarını, su bol olduğu için hemen
süzerek atarlar. Bu arada bol miktarda su da dışarıya atılır.
Fakat karada bu imkansızdır. Çünkü karada bu derece bol su
bulmak olanaksızdır. Su hayvanlarında sindirimden sonra geriye
kalan tipik atık madde amonyaktır. Amonyak canlılar için zehir
demek olduğundan oluşur oluşmaz atılır. Oysa kara hayvanlarında
oluşur oluşmaz atılamayacağından, amonyağı üreye çeviren doğal
yapılar gelişmiştir. Üre zararsız bir maddedir, bu nedenle
zaman zaman çok az miktarda sıvı içeren formlar halinde dışarıya
atılır. Bu su arıtımı sıcakkanlı hayvanların böbreklerinde
çok enerji gerektirir. Bu nedenle böbrek, beyinden sonra en
çok oksijen kullanan organımızdır.
3. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER : Bir diğer önemli
gelişim de solunum sisteminde olmuştur. Bilindiği üzere, sudaki
oksijen erimiş haldedir ve suda yaşayan canlıların, bu erimiş
oksijene uyumlu olan bir solunum sistemleri mevcuttur.
 |
Karaya geçerken, bu olay sorun yaratacak ve canlının havada
gaz halinde bulunan oksijene uyumlu bir solunum sistemi geliştirmesi
gerekecektir. Solunum sistemlerinin doğru çalışabilmesi için,
doğrudan doğruya ortamla temasta olması ve nemli tutulması
gerekli olduğundan; suda yaşayan canlılarda sistem, vücut
dışında, solungaçlar veya püsküller halindedir. Karada nemin
korunması sorunu yaşandığından, solunum organları vücut içine
çekilmeye başlamıştır. Bataklıklarda veya çamurlu ortamlarda
yani nemli yerlerde yaşayan canlılardaki solunum sistemi,
bu iki ortam arasındaki geçişin bir ara basamağı olarak düşünülebilir.
Sudan karaya geçişte, bu ortamın en tipik hayvanı, bugün dahi
yaşamını sürdüren, Periophthalmus denen bir balıktır.
| Başının şekli, yüzgeçlerinin yapısı, deri solunumu ve
döllenmenin içte oluşuyla kara hayatına uyum sağlamayı
başarmıştır. en yakın akrabaları denizlerde yaşar ve gelişmesinin
ilk evrelerini denizde geçirdikten sonra tiroit bezinin
etkisiyle kara hayatına uyacak şekilde değişikliğe uğrayarak,
sonunda karaya geçer. Kurak mevsimlerde çamurların içine
gömülerek bir çeşit akciğer solunumu yaparak hayatta kalmayı
başarır. |
 |
Nesem Demiray
Eğitmen Dalgıç / Biyolog
nesem@badim.com.tr
|
 |