 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Nihayet, uzun yıllar süren araştırmaların sonucunu içinde
bulunduran sandık gelmişti. Çocuklar gibi seviniyorduk.
1943 yılının güzel bir haziran sabahı, hepimizi heyecanlandıran
bu küçük sandığın içinde, birbirine yanyana bağlanmış,
orta büyüklükte üç tane yüksek basınçlı hava tüpü, hava
basıncını azaltan ve havayı belirli ölçüde veren bir cihaz
(dedantör)* vardı. Bu dedantörden, uçları bir ağızlığa
bağlı olan iki boru çıkıyordu. Bu boruların bağlı olduğu
ağızlık tek camlı gözlükle birleşiyordu. Ayrıca kauçuktan
yapılmış paletlerde vardı.
|
| Emile Gagnan'la beraber planlarını tasarladığım
bu cihazı alarak tenha, küçük bir koya gittik. İçinde
150 atmosfer basınçta hava bulunan tüpleri, arkadaşlarımın
yardımıyla sırtıma yerleştirdim. Kauçuk paletleri
ayağıma geçirdim ve iki yana yalpalayarak denize
doğru yürüdüm. |
 |
|
Deneme ile ilgili planımız çok basitti. Dünyanın en iyi
dalıcılarından birisi olan Didi (Frederic Dumas) kıyıda
bekleyecekti. Basit bir nefes alma tüpüyle denize açılacak
olan karım, başını devamlı olarak suyun içinde tutarak,
hareketlerimi izleyecekti. Tehlike sezinlediği zaman,
Didi'ye durumu hemen bildirecekti. Bir hamlede 18m. Derine
dalabilen Didi'nin beni kurtaracağından emindim.
Derin kısma ulaştığım zaman, sırtımdaki tüplerin ağırlığına rağmen suya batmadığımı gören Didi, kemerime üç buçuk kiloluk demir bir gülle bağladı. Bu sayede yavaş yavaş dibe inebildim. Karada olduğu kadar rahat nefes alabiliyordum. Her nefes alışta hafif bir ıslık sesi, her nefes verişte ise fokurdama duyuyordum.
Daldığım zaman nereye gideceğimi daha önceden kestirmiştim. Küçük koyun yakınında küçük bir vadinin bulunduğunu biliyordum. Dibe daldıktan sonra, bu vadiye yöneldim.
Otlar çok uzundu. Mor ve siyah deniz kestaneleri, kahverengi
yosunlar göze çarpıyordu. Sarı ve gri renkli sarpalar
(*), bunların arasında, ahenkli hareketlerle, ağır ağır
dolaşıyorlardı. Güneşin ışınları kuvvetle hissediliyordu.
Gözlerimin kamaştıklarını bile söyleyebilirim. Ayaklarımı
hafif hafif hareket ettirdikçe, süratle ilerliyordum.
Nefes verdiğim zamanlar, daha dibe inebildiğimi görüyordum.
Nefes alınca bir miktar yükseliyordum.
|
 |
Yüzerek, ağır ağır on metre derinliğe indim. Ortam
basıncı, yüzeydekinin iki misli olmasına rağmen,
bu değişikliği fark etmiyordum. Bunun da sebebi,
çevremdeki suyun basıncıyla, teneffüs ettiğim havanın
basıncının aynı olmasıydı. Akciğerlerime dolan havanın
basıncı, damarlarım aracılığıyla bütün vücuduma
yayılıyordu. Kısacası, iç basınçla dış basınç arasında
denge kuruluyordu. |
|
Denemenin başlangıcı başarılıydı. Buna çocuklar gibi sevinerek,
dip zemine ulaştım. Kayaların etrafında minik uçan dairelere
benzeyen pisi balıkları ağır ağır dolaşıyorlardı. Başımı
yukarıya çevirip baktım. Yüzey, yuvarlak ve kirli bir
ayna gibiydi. Bu yuvarlağın ortasında karım Simone, hareket
eden küçük bir taş bebeğe benziyordu. Kolumu sallayarak,
daha önce kararlaştırmış olduğumuz işareti verdim. Her
şeyin normal olduğunu bildirdim. O da bana aynı işareti
tekrarladı. Durumu, kıyıda bulunan Didi'ye ulaştırdığını
biliyordum.
Daha, işin başlangıcında bulunuyorduk. Bir çok dalışlar yaparak, cihazımı değişik şartlarda kontrol etmek zorundaydım. Bu yeni cihazın, denizin dibindeki hareketlerime olan etkisini anlamak için, çeşitli cambazlıklar yaptım. Cihaz hareketlerime engel olmuyordu. Nefes alışlarımda da değişiklik meydana gelmemişti. Hareketlerim, karadakiler kadar isabetliydi. Süratim ise, karadakilere yakındı.
Denemenin bu ilk aşamasından sonra, 18m. Derine indim. Nefes alışlarımı kontrol ettim. Yine hiç bir değişiklik olmamıştı.
On beş dakikadan beri suyun içindeydim. Vücudumda herhangi bir anormallik hissetmiyordum. Tüplerin içindeki hava bir saatlikti. Üşümeye başlayıncaya kadar dipte kalmaya karar verdim.
Denizin derinliklerindeki Sessiz Dünyaya aşıktık. Daha
önceleri, su sızdırmayan basit gözlüklerle, bu derinliğe
kadar inebilmiştik. Fakat, bir iki saniyeden daha çok
kalamamıştık. Keşfettiğim bu cihazla, ileriye doğru önemli
bir adım atmış bulunuyorduk. Philippe Tailliez, Frederic
Dumas ve ben, daha önceleri de diğer dalıcılardan daha
ileri durumda bulunuyorduk. Buna rağmen çalışmalarımız
bizi tatmin etmiyordu. Daha derinlere inmek, daha uzun
süre kalmak istiyorduk. |
| Derinliklerinde nasıl bir hayatın bulunduğunu
hatırıma bile getirmeden yıllarca deniz yolculukları
yapmıştım. Bir deniz subayıydım. İyi bir yüzücüydüm.
Yüzme stilimi mükemmelleştirmekten başka bir gayem
yoktu. Çocukluk çağımda, diğer çocuklar gibi kısa
derinliklere dalmış, çakıl taşı veya istiridye kabuğu
çıkartmıştım. |
 |
|
Derinlik hakkında tek bilgi ve tecrübem bu kısa dalışlardan
ibaretti. Bu konuda kuvvetli bir istek de duymuyordum.
1936 yılı, yaz mevsiminde, bir Pazar sabahı arkadaşım
Philippe Tailliez, su sızdırmayan bir gözlük verip, dalış
yapmamı isteyinceye kadar, durum böylece devam etti. Fakat
o sabahtan sonra denizin derinlikleri beni şiddetle kendine
çekmeye başladı.
O sıralarda, cesur bir adam olan Lemoigne, Sanariy'de denize dalıyor, sapana benzeyen basit bir silahla balık avlıyordu. Aynı tarihte sık sık denizdeki avcılığı efsaneleşmiş olan Frederic Dumas'dan da bahsedildiğini duyuyorduk. Philippe Tailez'le beraber, bu iki dalıcıyı örnek alarak, elimizden geleni yapıyorduk. Fakat, dalışlarımız asla başarılı olmuyordu. Güzel bir tesadüf, iki yıl sonra bizi Frederic Dumas'la karşılaştırdı.
Bu tesadüfün her birimiz için ayrı bir önemi olduğu muhakkaktır. Böylece, ilerideki teşkilatlanmış araştırmaların temeli atılmıştı.
O senelerde, denizaltı avcılığı yeryüzüne yayılmış durumdaydı. Hayalini çalıştıran herkes, kendine göre bir cihaz ve silah icat edip, kullanıyordu. Bu keşiflerde mesleklerin rolü çok büyüktü. Balıkçı zıpkınına yeni bir şekil vermeğe çalışıyor; saatçi, hassas aletlerinden faydalanarak, yeni bir cihaz yapıyor, bahriyeli, daha etkili bir silah bulmaya çalışıyordu. Bu işlerle uğraşanlar arasında, tanışmamalarına rağmen, birbirlerine karşı sonsuz bir yakınlık duygusu doğuyordu. Bununla beraber herkes, birbirinin uyguladığı prensibi, kullandığı cihaz ve silahı sinsi sinsi tenkid ediyordu. Fakat bu tenkitte endişe, kıskançlık ve düşmanlık duygusuna rastlamak imkansızdı.
Yaz mevsimi denemelerle, kış ayları ise yeni buluşlar yapabilme heyecanı içinde geçiyordu. Çevremizde gözümüze takılan madeni her eşyada yeni bir cihaz, yeni bir av silahı görür gibiydik. Kapıların kilitleri, masa çekmecelerinin kulpları, pencere storlarının yaylı mekanizmaları, dikkatimizi çeken eşyalar arasındaydı. Evlerin gözden uzak köşelerinde yığılmış hurda eşyalara ümitle bakıyorduk. Bütün bu müşterek heyecanın gerisinde, kıyılardaki balıkların çoğunu yakalayarak, profesyonel balıkçıları kıskandırmak isteği gizliydi.
|
(*) SARPA: İzmarit türünden, uzunluğu
ortalama 35cm. olan Doğu Atlantik Okyonusu kıyıları, Akdeniz
ve Karadeniz'de yaşayan bir balık.
(*) Dedantör: Regülatör.
|
|
 |