 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Gerçektende profesyonel balıkçılar bizden şikayetçiydiler.
Balıkları ürkütüp, kıyılardan kaçırdığımızı, denizdeki
ağlarını tahrip ettiğimizi sepetlerinden ıstakozları aşırdığımızı
iddia ediyorlardı.
Bu şikayetler çoğalınca, profesyonel balıkçıların resmi
müracaatlarını da dikkate alan hükümet , nefes alma cihazları,
basınçlı havayla veya patlayıcı maddeyle çalışan sualtı
tüfeklerini yasak etti. Bu çeşit avcılık için özel bir
iznin bulunması şart koşuldu. Böylece, amatör su altı
balıkçıları, balıkadam kulüpleri kurmak zorunda kaldılar.
Yeryüzündeki bütün amatör balık avcıları bir araya gelmiş
olsalar bile, denizlerdeki balıkları tüketemezlerdi. Deniz,
çok geniş bir su kitlesiydi. Fakat, amatörlerin avlanabilecekleri
kısımlar, bir nehirden daha geniş değildi. Bu dar şerit
içinde yaşayan balıklar, kıyılardan uzaklaşarak çok derinlere
kaçmışlardı. Ancak, yumurtlama mevsimlerinde biraz kıyıya
yaklaşıyorlardı. Buna rağmen, yumurtalarını bıraktıkları
bölgeler, üremeleri için tehlikeli sayılabilirdi. Açık
denizlerdeki iri balıklar da, amatör balıkçıların silahlarından
nasıl kaçacaklarını öğrenmişlerdi.
|
| Bu kıtlık döneminde Didi, yüz kilo balık yakalayacağını
iddia etti. On metreye beş defa daldı. İlk dalışında
otuz yedi kiloluk torik yakaladı. Öteki dalışlarında
dört kocaman leniya balığıyla dışarıya çıktı. Zıpkınladığı
yüz kiloya yakın dev bir balığı, yardımlarımıza
rağmen yakalayamadı. |
 |
|
Bizim için en büyük düşman soğuktu. O yıl nisandan itibaren
denize girmeğe başlamıştık. Soğukla mücadele ederek, avlanmaya
çalışıyorduk.
O yıl bizden uzakta olan Philippe Tailliez, aynı günlerde
donma tehlikesi atlatmıştı. Dev yapılı köpeği, Philippe
Tailliez’in üzerine yatarak, arkadaşımızı donarak ölmekten
kurtarmıştı.
Bu sonuncu olay, bizi soğukla ciddi olarak, mücadele etmeğe
zorladı.
Çok üşüyen bir insan olduğum için, dalış mevsiminden önce,
uzun bir süre uğraşarak, kauçuk ince elbiseler hazırladım.
Bunların dış görünüşleri bir hayli komikti. Beni soğuğa
karşı muhafaza etmelerine rağmen, belirli bir derinliğin
altında veya üstünde denge sağlayamıyordum. Bazen dibe
çökmemek, bazen de su üstüne çıkmamak için savaşmak zorunda
kalıyordum. Bu elbiselerin başka bir mahsuru da, içindeki
havanın belirli bir yerde toplanmasıydı. Bazen baş tarafım,
bazen de ayak tarafım hafifleşiyordu. Havanın toplandığı
taraf, yukarıya doğru çevriliyor, beni suyun içinde bir
hacıyatmaza benzetiyordu.
Ancak, 1946 yılında ideal elbiseyi imal edebildim. Şu
anda bile çok soğuk sularda uzun süreli dalışlar sırasında,bu
elbiseyi kullanıyoruz. Verilen nefes elbisenin içinde
dolaşabildiği için hem dengeyi koruyor,hem de üşümeyi
önlüyor. Pis hava , ayak ve baş taraftaki iki sübaptan
dışarıya atılıyor.
Didi de yakın bir tarihte kauçuk ipliklerden dokunmuş
hafif bir elbise yapmayı başardı. Bununla,çok soğuk olmayan
mevsimlerde on beş veya yirmi dakikalık dalışlar yapmak
mümkün oluyor. Sağladığı manevra serbestliği bakımından
ideal bir elbise olduğunu söyleyebilirim.
|
 |
Çıplak dalışlarımız sırasında , kendimizi inci
veya sünger avcılarına benzeterek, gururlanıyorduk.
1939 yılında Tunus’un güneyindeki Cerba adasında
altmış yaşında ihtiyar bir adamın ağır bir taşa
tutunarak 42 metreye daldığını görünce, boşuna gururlanmış
olduğumuzu hissettik. Üstelik bu adam dipte iki
buçuk dakika kalıyordu. |
|
Cerba adasındaki ihtiyardan bu dersi aldıktan sonra, dalgıç
Le Prieur’ün keşfetmiş olduğu bir cihazı kullandık. Basit
ve güvenilir bir cihazdı bu... Fakat, daha mükemmelini
bulmak için sonsuz bir ihtiras duyuyordum. Daha uzun bir
süre suyun altında kalmamızı sağlayacak, otomatik çalışan
bir cihazı hayalimde yaşatıyordum.
Bu sonsuz ihtiras meyvasını vermekte gecikmedi. Pluton’un
ve Suffren’in silahçı ustaları direktiflerime uygun olarak,
kapalı devreli bir cihaz hazırladılar. Sodyumlu kireç
ve oksijen bulunan iki küçük çelik tüp, bele sarılan bir
otomobil iç lastiğine yerleştirilmişti.
Sessiz çalışan, güzel bir cihazdı. Cagueiranne civarında,
Garonne kayalıklarında sekiz metre derine indiğim zaman
gözlerimin önünde yepyeni bir alem canlanıverdi.
Oksijenin on beş metre derinliğe kadar tehlikesiz olduğunu
biliyordum. Buna rağmen Plurton’un iki tayfasından, bir
sandalla daldığım yerde beni beklemelerini rica ettim.
Dalışımın ilk anlarında kendimi çok iyi hissediyordum.
Derinlere doğru yüzmeğe başladım. On beş metre derinlikte,
dülger balıklarına rastladım. Yanlarına kadar sokulmaya
muvaffak oldum. Yanımda tüfeğim olmamasına rağmen kocaman
bir levreğin peşine takıldım. Bu takip bir kayanın dibine
kadar devam etti. Sonra süratle benden uzaklaştı. Daha
derinlerde, saldırgan bakışlı kocaman bir denti tembel
tembel dolaşıyordu. Ona doğru yüzdüm. Tehlikeyi derhal
anlayarak, aradaki uzaklığı korumaya çalıştı.
Bu sırada dudaklarımın titremeğe başladıklarını hissettim.
Göz kapaklarım da kapanmak üzereydiler. Hemen belimdeki
ağırlığı attım. Belkemiğim bir yay gibi kıvrıldı. Kendimi
kaybettim. Tayfalar suyun üstünde çıkan vücudumu görerek,
kayığa çekip, almışlar.
Bir kaç gün bütün adalelerim ağrıdı. Kazanın gerçek sebebini
kestiremiyordum. Tek düşüncem, sodyumlu kireç tüpünün
bu çeşit dalışlar için yetersiz olduğuydu.
Bütün kışı Suffan harp gemisinde geçirdim. Daha mükemmel
bir oksijen cihazı imal etmeğe çalıştım.
İlkbaharda Porguerolles’a dönerken, yeni cihazımla on
beş metreye daldım. İlk anlarda, bir yıl önceki gibi ümitliydim.
Fakat kısa bir süre sonra aynı hayal kırıklığını uğradım.
Bu sefer bayılmak üzere olduğumu daha önceden hissetmediğim
için, belimdeki kurşun külçesini atmayı düşünememiştim.
Baygınlığım sırasında ağırlıktan nasıl kurtulduğumu hatırlamıyorum.
Yarı boğulmuş bir halde kurtarıldım. Bu denemeden sonra
bir süre için oksijen cihazıyla uğraşmaktan vazgeçtim.
Halbuki bahriyede oksijen başarıyla kullanılıyordu.
|
| 1939 yılında, ağustos ayının sonuna doğru, bir
ziyafette konuşurken bütün dünyayı içine alacak
bir savaşın on seneden önce başlamayacağını iddia
etmiştim. Bu ziyafetten dört gün sonra, gizli bir
görevle güneybatıya doğru yol alan bir harp gemisinde
bulunuyordum. İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. |
 |
|
Bu savaş sırasında, 1942 yılında ilk önce Japon dalgıçları
fiili olarak görev aldılar. İtalyan, İngiliz, Alman ve
Amerikan bahriyesine bağlı kurbağa - adamlar savaşın kaderinde
rol oynadılar. Bize gelince, bu konuda varlık gösterememiştik.
Ancak , 1945 yılında orduya bağlı olarak dalgıç ve yüzücüler
konusu ele alındı.
Harp başladıktan bir yıl sonra, Marsilya’daki “Deniz Karşı
Casusluk” teşkilatında görev aldım. Bölüm komutanımız
boş zamanlarında dalış denemeleri yapabilmem için her
türlü yardımı ve kolaylığı gösterdi. Bundan yaralanarak
ilkel bir cihaz olan fernes cihazını denedim.
Denizin üstündeki bir kompresör, dalgıca gerekli olan
havayı bir boru aracılığıyla gönderiyordu. Hava, başlığa
yerleştirilmiş olan bir sübaptan geçerek, ağza kadar ulaşıyordu.
Böylece dalgıç rahatça nefes alabiliyordu. En önemli sakınca,
bir boruyla dışarıya bağlı olmaktı. Bununla beraber, dalma
zevkini tatmin etmek mümkündü.
1942 yılında, Embiez’de, mouliniere kıyılarında fernez
cihazıyla dalışlar yapıyorduk. Biz, oraya gitmeden önce
bu kayalık kıyı, balıkların cennetiydi. En ufağı yedi,
en büyüğü otuz kilo olan lerniyalar kayaların diplerinde
sürüler halinde dolaşıyorlardı. Bunların aralarında ise
barbunyalar bir balık bulutu gibiydiler. Bizden korkmuyorlardı.
Kauçuk paletlerimizin arasında rahatça dolaşıyorlardı.
Bu balık bolluğu bizi coşturmuştu. Yiyebileceğimizden
daha çok lerniya yakaladık. Fernez cihazı da bu sebeple
aramızda lerniya pompası adını aldı.
|
|
 |