 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
1943 yılında, Fransa düşman istilası altındaydı. Aranılan
hiçbir ihtiyaç maddesi bulunamıyordu. Bandol'da, Barry
villasında toplanmıştık. Philippe Tailliez, karısı ve
oğlu, Claude ve İna Houlbregue, karım Simone, iki oğlum
ve ben oradaydık. Her hafta Roger ve Ginette Gary villaya
geliyor, bize yardım ediyorlardı O yaz mevsimini asla
unutamam. Emile Gagnan'ın gönderdiği sandıktan çıkan küçük
dalgıç cihazıyla en azından beş yüz dalış yaptık. Yeni
cihazımıza iyice alışmıştık. Fakat, aradan zaman geçtikçe,
beklenilmedik bir kazayla karşılaşmaktan çok korkuyorduk.
Oksijen veya fernez cihazıyla yaptığımız dalışlarda, bazı
kazalar atlatmıştık. Bunları nasıl önleyeceğimizi tecrübeyle
bulmuştuk. Bu kazaların sebepleri çok basitti.
Yeni cihaz, daha geniş imkanlar sağladığı için, kaza ihtimalleri
de çoğalmıştı. Her seferinde biraz daha derine dalıyorduk.
Bu denemelerle fotoğraf makinelerimizi yanımızdan ayırmıyorduk.
Philippe Tailliez, bir reçel kavanozunun içine bir Parthe-Baby
yerleştirerek, bize önderlik etmişti. Daha sonra,ben de
on altı milimetrelik bir sinema makinesini, bir otomobil
iç lastiğinin içine yerleştirdim. 1942 yılında, elden
düşme bir Kinoma satın almıştım. Daha sonraları, Macar
mültecilerinden Heinic baba buna çok aydınlık bir mercek
takmıştı. Le Mars savaş gemisinin mühendisi Leon Veche
de bu Kinomaya su geçmez bir kutu yapmıştı. Savaş yıllarında
otuz beş milimetrelik sinema filmi bulmak hemen hemen
imkansızdı. Bu yüzden, ileride yapıştırıp birleştirmek
üzere, Leica filmlerini biriktirmeye başlamıştım. Bir
süre sonra, bu ilkel malzemeyle, denizaltıyla ilgili ilk
filmimizi oynatmayı başardık. Filmimizin adı "On
sekiz metre derinde" idi.
|
| Bu başarıdan sonra, cesaretimiz
çoğaldı. Daha geniş bir konuya geçtik. Batık gemileri
ziyaret etmeyi düşünüyorduk. Fakat, bu iş için daha
gelişmiş malzemeye ihtiyacımız vardı. Kaiser tarafından
su geçmez bir kutu içine yerleştiren bir Le Blay
kullanmaya başladık. |
 |
|
Marsilya'nın açığında Planier deniz feneri, 1944 yılında
Almanlar tarafından sebepsiz olarak tahrip edilmişti.
Fenerin bulunduğu adanın yakınında, Dalton adında bir
İngiliz gemisi batık bir halde yatıyordu.
Resmi makamlardan gerekli izni aldıktan sonra Philippe
Tailliez, Frederic Dumas, Roger Gary, Claude Holubregue
ve ben, fenere erzak ve malzeme götüren gemiyle adaya
gittik. Yanımızda gerekli olan her şeyi almıştık.
Adaya çıktıktan sonra, fenerin yakınındaki rıhtımın taş
basamaklarından inerek, Dalton'a doğru yüzmeye başladık.
Dalton, sarp bir kayanın dibinde çeşitli yerlerinden delinmiş
bir demir yığını halinde yatıyordu. Yaşadıkları süre içinde
ilk defa insan gören balıklar, oldukları yerde durarak,
hareketlerimizi hayretle izliyorlardı. Bazıları, demir
yığınının arasından geçip, daha uzakta meydana çıkıyorlardı.
Geminin bulunduğu yeri çok meyilliydi. Dalton'un parçalanan
ön kısmı yukarıya doğru kalkmıştı. Gemi sol tarafına doğru
yan yatmıştı. Açık kalmış olan ambar deliği simsiyah görünüyordu.
Kaptan köşkü yer değiştirmiş gibiydi. Ambarın iç bataklık
haline gelmişti. Burada, geminin gövdesi iyice yassılmıştı.
Büyük bir tünel halini alıyordu. Bu karanlık tünel, ileride
denizde birleşiyordu.
|
 |
Ortadan ikiye ayrılmış olan geminin her iki parçasını
birleştirmek imkansızdı. İyice yaklaşınca, ön parçanın
sol tarafa, arka parçanın sağ tarafa yatmış olduğunu
gördük. Geminin yakınında, ışık daha donuk ve maviydi.
Karşımıza çıkan kocaman balıklar kaçışıyorlardı.
Adını bilmediğimiz çeşit çeşit renk renk balıklar
birbirlerini büyük sürüler halinde izliyorlardı. |
|
Kum olan zeminin tehlikesiz olduğuna inandıktan sonra,
kaptan köşkünün etrafını dolaştık. Bunun altındaki karanlıkça
bir çöküntüden içeri daldık. Midye bağlamış olan dümen
çarkının etrafında, yosunlar küçük bir orman meydana getirmişlerdi.
Bunun sağında ve solunda geometrik şekiller göze çarpıyordu.
Dikkatle bakınca bunların kumanda boruları ve manometreler
olduklarını anladık. Kaptan köşkü, arka ambara doğru meyletmişti.
|
| Bu gemi bilemediğimiz çeşitli tehlikelerle dolu
olabilirdi. Her tarafını gezmeğe cesaret edebilecek
miydik? O anda hepimiz tereddüt içindeydik. Durumu
sakin olarak gözden geçirmek için yukarıya çıktık.
Karaya ayak bastığımız zaman karnımızın iyice acıkmış
olduğunu hissettik. |
 |
|
Geminin yakınında gördüğümüz melanuryalar, istrongiloslar,
kupesler, sarpalar, ispariler, sarıgözler, mercanlar,
sinaritler, kurdele balıklar, barbunyalar, lapinalar,
kırlangıçlar, dülger balıkları, levrekler bizden ürkmemişlerdi.
Philippe Tailiez ve Frederic Dumas, karnımızı doyurabilmek
için tekrar dalış yaptılar. On beş yirmi dakika sonra
geriye döndükleri zaman yiyebileceğimizden daha çok miktarda
hani balığı, levrek, barbunya, mercan ve sarıgöz getirdiler.
Bu kadar bol miktarda yakaladığımız bu balıkları, profesyonel
balıkçıların nadiren ele geçirebildiklerine eminim.
Karnımızı doyurduktan sonra, ertesi gün Dalton'un arka
kısmına gitmeğe karar verdik.
|
|
 |