 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Ertesi gün öğleye doğru yine aynı yerden daldık. Geminin
gövdesini izleyerek, otuz beş metre derine indik. Su berraktı.
Bu derinlikte cisimlerin gölgeleri yoktu. Geminin gövdesi,
direkleri, insanlar ve balıklar, her taraftan ışıkla bir
arada yoğrulmuş gibi görünürler.
Gemiye yaklaştıkça, arkadaki yara genişleyip, büyüdü.
Tahta kısımlar çürüyüp döküldükleri için, arka güverte
bir kafese benzemişti. Burada yeşil ve kahverengi yosunlar
yoktu. Midye cinsinden kabuklu canlılar göze çarpıyordu.
Barlam, mezgit, deniz sazanı sürüleri arka güverteyle
kaptan köşkü arasını tamamı ile kaplamış gibiydiler. Mütereddit
kulaçlar atarak, üst arka güverteye kadar yüzdük. Ayaklarımızı
çürümüş güverteye basıp, parmaklığa dayanarak, aşağıya
baktığımız zaman, uzaklarda kaybolan koyu renkli bir kum
çölü gözlerimizin önüne serildi. Bu süre bu güzel manzarayı
seyrettikten sonra, güverte parmaklığını aşarak, kendimizi
o boşluğa bıraktık. Ağır ağır dibe indik. Uskur kuma yarıdan
fazla gömülmüştü. İlk defa olarak bu kadar derine iniyorduk.
Buna rağmen kendimizi çok iyi hissediyorduk.
Sadece, süratle yüzdüğümüz zaman kuvvetimiz kesiliyor,
teneffüs tempomuz bozuluyordu. Bu kadar gezintiyi yeterli
görerek, tekrar suyun üstüne çıktık. Bir kaç kulaçta sahile
ulaştık. Bir kayanın üstüne oturduğum zaman, başımın şiddetle
döndüğünü hissettim. Düşmemek için kayaya tutundum. Gözlerimi
kapattım. Otuz saniye sonra tekrar açtığım zaman, yine
eskisi gibi olduğumu fark ettim. Etrafıma baktım. Her
taraf güneşin kuvvetli ışınlarıyla pırıl pırıl parlıyordu.
Arkadaşım, başıma gelenleri fark edemediği için yanımdan
ayrılmıştı. Yukarı çıktım. Taş basamaklardan birine oturdum.
Denizi seyretmeye başladım.
|
Başıma gelen bu olay, derinden
yüzeye çıktığımız sırada sık sık tekrarlanıyordu.
Kulaklardan başlayan basınç dengesizliği, beyindeki
denge merkezine kadar yayılıyordu. Neyse ki, o güne
kadar bu durum hayati bakımdan önemli bir tehlike
yaratmamıştı.
Orada on gün kadar kaldık. Her gün birkaç defa dalış
yaparak, Dalton'un enkazını çeşitli yerlerden fotoğraflarını
çektik. Böylece film arşivimizi daha çok genişletmiş
olduk. |
 |
|
O güne kadar bir çok defa kırk metre derinliğe dalış yapmıştık.
Bu denemeler, daha aşağılara inebileceğimiz kanaatini
uyandırmıştı. Yaz mevsiminin sonuna doğru, Frederic Dumas'ın
teklifine uyarak, çok önemli bir deneme yapmaya karar
verdik. Ulaşabileceğimiz en çok derinliği tespit etmek
istiyorduk.
"La maladie des caissons" denilen "basınç
azalması kazaları", ilk olarak 1878 yılında Poul
Bert, daha sonra Haldane ve Behnke tarafından tetkik edilmişti.
İngiliz hekimleri "Bend" dedikleri bu olay,
basınç altında çalışanların hepsinin başına geliyordu.
Köprü inşaatlarında çalışan dalgıçlar, inci ve sünger
avcıları bu olayı çok iyi bilirler. Suyun yüzüne çıktıkları
zaman, dayanılmaz sancılarla kıvranırlar, bükülen bellerini
doğrultamazlar. Bu kazalar basit kaşıntılarla geçiştirilebildiği
gibi, ölümle sonuçlanan damar tıkanmalarına kadar ulaşabilir.
Bu arada, tahammül edilemeyecek sancılarla çeşitli felç
olaylarını da söylemek gerekir. Denizcilerin derinlik
sarhoşluğu veya vurgun dedikleri olayların gerçek sebepleri
artık günümüzde bilimsel olarak tetkik edilmiştir. Alınan
havanın içinde bulunan azot, dalgıcın kanında, karbonik
gazın gazozda veya maden suyunda erimesi gibi erimektedir.
|
 |
Eğer suyun yüzüne çıkışta bazı tedbirlere uyulmayacak
olursa, kanda erimiş durumda olan azot, gazozdaki
hava kabarcıklarına benzeyen kabarcıklar durumuna
geçmektedir. İşte bu anda damarlar, kapağı aşınmış
bir gazoz şişesine benzerler. Bunu çok iyi bildiğimiz
için, girişeceğimiz teşebbüs sırasında derinde uzun
süre kalmamaya karar vermiştik. |
|
1943 yılı, ekim ayında, bir gün öğleden sonra, Marsilya'ya
yakın çok küçük bir balıkçı kasabası olan Goudes'da, resmi
ve sivil kimselerin önünde ilk denemelerimizi yaptık.
Her beş metrede bir kocaman bir düğüm atılmış olan yüz
metrelik ince halat, Mathieu adındaki bir mühendis ve
Gaudry adındaki kasaba noteri tarafından dikkatle kontrol
edildi. Karada yapılan bu incelemeden sonra, iki motora
dolarak , deneme yerine gittik. Bu motorlardan biri, içinde
bulunduğumuz sandalı bir halatla çekti.
|
| O güne kadar kalabalık önünde hiç dalış yapmamıştık.
Üzerimize dikilen meraklı günler bizi rahatsız ediyorlardı.
Buna rağmen kendimize güvenimiz sonsuzdu. Sadece
bizi üzen ve terettüde düşüren tek nota, denizin
durgun ve berrak olmayışıydı. |
 |
|
Aldığımız karara göre Frederic Dumas, beş metrede bir
düğümlü olan ipe tutuna tutuna, ayakları aşağıda olmak
üzere derine inecekti. İpin ucunda çok büyük bir demir
vardı. Böylece ince halatın mümkün olduğu kadar dik durmasını
temin etmeye çalışmıştık. Frederic Dumas, inebileceği
en derin noktaya ulaştığı zaman, en yakınındaki düğümü,
kemerine bağlayarak, derhal yukarıya çıkacaktı. Biraz
önce de belirttiğim gibi hava iyice kapalıydı. Kuvvetli
bir sonbahar rüzgarı esiyordu. Deniz bir hayli çırpıntılıydı.
İlk motor, yetmiş beş metre derinlikte demirlendi. Motora
çarpan dalgalar, güvertenin üzerinden aşıp, öteki taraftan
akıyordu. Bu sapsarı su hiçbirimizin hoşuna gitmemişti.
|
|
 |