 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Ben, yardımcı dalgıçtım. Tehlike anında, Frederic Dumas'ın
yanına koşacaktım.
İlk olarak ben denize girdim. Kuvvetli bir akıntıyla bir
hayli uzağa sürüklendim. Motordan suya sarkan merdivene
ulaşıp, tekrar tutunabilmek için, büyük bir çaba saf etmek
zorunda kaldım. Bu da beni bir hayli yordu. Hazır olduğumu
gören Frederic Dumas da suya girdi. Ben bu sırada düğümlü
ipi tutabilmek için dalgalarla mücadele ediyordum. Böylece
daha deneme başlamadan önce, bir hayli kuvvetten düşmüş
bulunuyordum. Bu sırada gözümü Frederic Dumas'tan ayırmıyordum.
Onun da düğümlü ipe ulaşmak aynı engelle savaştığını görüyordum.
İnce halatı yakaladığı zaman çok yorulmuş olduğunu fark
ettim. Nitekim Frederic Dumas, dalmadan önce kısa bir
süre dinlenmeyi faydalı buldu. Ona doğru bütün gücümle
yüzdüm. Fakat yanına yaklaşmaya imkan bulamadım. Frederic
Dumas, ipe tutunarak aşağı doğru inmeye başlamıştı. Ben
de arkasından suya daldım. Otuz metre derinliğe kadar
izledim. Sonra orada beklemeye başladım. Bir kaç saniye
içinde Fredic Dumas'ın elleri, başı ve gövdesi, suyun
içinde. Derinliklerde gözden kayboldu.
|
| Daha sonraları, Frederic Dumas'ın
hatıra defterinde bu dalış hakkında şu satırları
okuduk: "Custeau'yu geçtim. Bu ayrıntıyla uğraşarak,
zaman kaybetmek istemiyordum. Bunun iki sebebi olabilirdi.
Ya güneş erken batmış ya da gözlerim zayıflamıştı.
Yeteri kadar derine indiğimi zannetmiyordum. Fakat,
bir hayli yorulmuştum. Nefeslerim sıklaşmıştı. İnce
halat derinlere sarkıyor gibiydi. Sert ve oynaktı.
|
 |
|
Aşağıya indikçe, ince halatın dibe doğru meyilli olarak
yoluna devam ettiğini zannediyordum. Ümitsizliğim her
an biraz daha çoğalıyordu. Birdenbire kendimi sarhoş gibi
hissettim. Kulaklarım uğulduyordu. Ağzımda alışık olmadığım,
kötü bir tat belirmişti. Buna, bakır veya bronz gibi madeni
bir tat denebilirdi. Suyun akıntısıyla, iki yana yalpa
vuran bir sarhoş gibi sallanmaya başladım. Cousteau'yu
ve yukarıdakileri tamamen unuttum. Suyun içinde garip
hayaletler dolaşmaya başlamıştı. Bunları görmek istemiyordum.
Fakat bu garip hayaletler bir türlü gözlerimin önünden
uzaklaşmıyorlardı. Mümkün olduğu kadar gözlerimi açık
tutmaya çalışıyordum. Bulunduğum derinlik aydınlık olmasına
rağmen, etrafımı net olarak göremiyordum. En yakın düğümü
el yordamıyla arayıp bulduktan sonra kemerime bağladım.
Süratle yukarıya doğru çıkmaya başladım. Sarhoşluğum yavaş
yavaş azalıyordu. Bu sırada daha derine inmediğim için
kendi kendime öfkelendim. Cousteau'nun yanından hızla
geçtim. Sudan çıktım. Motorun güvertesine uzandım. Bir
sigara yaktım. Aşağıda kaç dakika kaldığımı arkadaşlara
sordum.
|
 |
Yedi dakika kaldığımı öğrendim. Tanıklar yukarı
çekilen tüpü dikkatle kontrol ettiler. Ne durumda
olduğumu fark etmeden, gürültülü bir tarzda gevezelik
ediyorlardı."
Frederic Dumas'ın arkasından en de motora çıktım.
Noter mösye Gaudry, ipi dikkatle kontrol etti. Ulaşılan
derinliğin altmış iki metre olduğunu bildirdi. Bu,
bizim için yeni bir rekordu. Dalgıç cihazı kullanan
hiçbir dalıcı o güne kadar bu derinliğe inememişti. |
|
Frederic Dumas'ın altmış iki metre derinlikte hissettiği
sarhoşluğu, yıllarca önce Behnke, "azot baygınlığı"
adı altında tıbbi bültenlerde yayınlamıştı. Fakat, bu
bültenin tetkik etmeye henüz imkan bulamamıştık.
Amelliyat olanlar çok iyi bilirler. Uyutucu maddenin teneffüs
edildiği ilk anda hafif bir uyuma isteği belirir. İşte
"derinlik sarhoşluğunun" ilk anında da insan
aynı isteği duyar. Daha sonra, kendini tabiat dışı bir
varlık olarak hissetmeye başlar. Buna aşırı duyarlılık
da denebilir. Bu olay, derine dalmak isteyenlerin önüne
dikilen en önemli engellerden biridir. Bilginler bu olayı
tetkik etmiş olmalarına rağmen, gerçek sebebi açık bir
şekilde izah edememişlerdir.
|
| Krada bulunduğumuz zaman, havanın azotu yüzünden
meydana gelen sarhoşluğu bünyemiz otomatik olarak
yok etmektedir. Böylece bunu hissedememekteyiz. |
 |
|
Kırk metre derinliğe yaptığımız ilk dalışlarımız üzerinden
on yıl geçmiş bulunuyor. Artık,kadın veya erkek, her yaştan
amatör dalıcılar, bir kaç denemeden sonra bu derinliğe
rahatça ulaşabiliyorlar. Üstelik bu işi normal bir olay
olarak görüyorlar. Arkadaşımız Dobois, kamyonetiyle kıyıları
dolaşarak, isteyenlere dalgıç cihazıyla dalış dersleri
veriyor. Bu dersleri dinleyerek dalış yapan acemiler de,
hiç bir zorluk çekmiyorlardı. Frederic Dumas'ın, Philippe
Tailliez'in ve benim, yıllarca önce bu konuda çektiğimiz
üzüntüleri hatırladıkça, bu amatör dalıcıları hem memnunlukla
seyrediyor, hem de kıskanıyorduk.
|
|
 |