 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
1942 yılında, bir kasım gecesi, uçakların gürültüsüyle
uyanmıştık. Yataktan kalkıp radyonun düğmesini çevirdim.
Cenevre radyosu Hitler'in sözünde durmayıp Toulon'u ve
tersaneleri işgal ettiğini bildirdi. Fransız donanması,
intihar etmişti. Spiker kendi kendini batıran gemilerin
isimlerini sıralamıştı. Bu gemiler arasında Suffren ve
Dupleix kruvazörleri de vardı. Ben bu iki gemide de görev
almıştım. Radyonun önünde ağlamaya başlamıştık. Bambaşka
bir sevgi ile bağlanmış olduğum bu iki geminin batışı
bizi çok etkilemişti.
Daha sonraki günlerde, Almanları İtalyanlar izlemişlerdi.
Limanları ele geçiren İtalyanlar, tersaneleri tahrip etmişlerdi.
O günden beri batık gemileri hayalimizden uzaklaştıramıyorduk.
İlk baharla beraber başlayacak olan dalış mevsiminde sadece
batık gemileri ziyaret edecektik. Enteresan filmler çekebileceğimiz
de ümit ediyorduk.
|
| O sırada Fransa'nın güney kıyılarını
İtalyan'lar işgal etmişlerdi. Profesyonel balıkçılarla
beraber denize açılmamıza izin vermiyorlardı. Onlara,
uluslararası Deniz Araştırma Komitesinin özel olarak
vermiş olduğu izin belgesini gösterdik. Üstelik
bu Komitenin başkanı bir İtalyan amiraliydi. Buna
rağmen, sahilden uzaklaşmamıza izin vermediler. |
 |
|
Almanlarla durum daha başka türlü oldu. Uluslararası komitenin
bize vermiş olduğu belgeyi saygıyla karşıladılar. Hiç
bir üzücü olayla karşılaşmadan dilediğimiz gibi çalışabildik.
Düşündüğümüz gibi batık gemileri bulmak kolay bir iş değildi.
Hemen hemen hepsi limanların veya dolaylarındaki derinliklerde
yatıyorlardı. Bazılarının bulundukları sular karanlık
ve bulanıktı. Böyle gemilerin filmlerini çekmek de çok
zordu. Ancak, berrak sularda yatanlar işimize yarayabilirlerdi.
Fakat bunları bulmak da kolay değildi. Hiçbir harita veya
hiçbir dergide bu gemilerin yerlerine rastlayamıyorduk.
Bu işle ilgili olanların bilgileri de çok noksandı. Tek
çaremiz, kurtarma işine katılanları, balıkçıları veya
dalgıçları sorguya çekmekti.
Dalışın insan yapısındaki etkileri hakkında çok az şey
biliyorduk. Bu sebeple tedbirsizce hareket etmemeye çalışıyorduk.
|
 |
Rıhtımlarda sıralanan meyhanelerde, kahvelerde
bir çok balıkçıyı sorguya çektik. Batık gemiler
hakkında onlara kesin bilgi veren en önemli araç,
balık ağlarıydı. Bu ağlarda, insan eliyle yapılmış
eşyalar çıkınca orada batık bir gemi olduğuna inanıyorlardı. |
|
Balıkçıların verdikleri bilgilere dayanarak dalışlar yapıyorduk.
Bu dalışların çoğu, sonuç vermiyordu. İşaret edilen yerde,
parçalanmış ağlardan başka bir şey bulamıyorduk. Fakat,
bazen yorgunluklarımızın karşılığını da görüyorduk.
İlk olarak, Toulon yakınında, on beş metre derinlikte
kendi kendini batırmış olan, bir açık deniz römorkörüne
gittik.
Bacası ve direkleri suyun üstüne çıkmıştı. Bacadan içeri
daldık. Uzun yosunlar yolumuzu kesti. Midyeler, hava deliklerini
tıkamıştı. Balıklar, bize aldırış etmeden serbestçe dolaşıyorlardı.
Cenevreli dalgıç Gianio da bizimle beraber gelmişti. Adımlarının
her biri, kumlarla karışık bir yosun bulutunu havalandırıyordu.
Gianono'nun yürüyüş tarzı bir sıçrayışa benziyordu. Kurşun
kalıplarıyla ağırlaşmış pabuçlarını kaldırarak, adım atması
çok zordu. Çömeliyor, kuvvetini topluyor, bir kurbağa
gibi ileri fırlıyordu.
Gianino, makine dairesinin üstüne gelince, bir kapağı
kaldırdı. Geniş delikten içeri daldı. Gözden kayboldu.
Frederic Dumas, bir saniye bile tereddüt etmeden, aynı
delikten kendini boşluğa bıraktı. Makine dairesine ulaştı.
Deniz bitkileri geminin içini istila etmişti. Makine dairesinden
sonra uzun ve dar bir koridor, yemyeşil bir ışıkla aydınlanan
bir boşlukla sonlanıyordu. Burası geminin arka kısmıydı.
Frederic Dumas, oraya hemen girmek istemedi.
Geminin içindeki gezimize devam ettik. Telsiz kamarasının
kapısından başımızı içeri uzattık. Kamara bir kaç saniye
önce terk edilmiş gibiydi. Yeşil bol bir ışıkla aydınlanmıştı.
Daha ileride mutfağın önünde durduk. Kırılmış testiler,
bembeyaz bir tencere ve bir kahve güğümü gözümüze çarptı.
Demir fırının üstünde hala pırıl pırıl parlayan alüminyum
bir tencere vardı.
|
| Başka bir gün Le Mars adındaki savaş gemisine
gittik. Le Mars, Toulan'a yakın bir yerde, yirmi
metre derinlikteydi.45 derecelik bir açıyla sol
tarafına yatmıştı tamamıyla yosun tutmamıştı. İrili
ufaklı balıklar,gemiye girip, çıkıyorlardı. Yanlarına
kadar gittiğimiz halde,bizden kaçmadılar. Vücudumuza
sürtünerek yollarına devam ettiler |
 |
|
Kocaman levrekler bize açlığımızı şiddetle hissettirmişlerdi.
Karada ,ocağın üstünde duran boş tencereleri düşünen Dumas
,tahrik edici bu manzaraya daha çok tahammül edemeyerek
,su üstüne çıktı. Birkaç saniye sonra tüfeğiyle geri döndü.
Tüfeğini üst üste ateşleyerek, üç levrek yakalamaya muvaffak
oldu.
Gerçek anlamıyla ilk derine dalışımız, batık Dalton'da
araştırma yapmak için olmuştu. İşte bu dalışta Dumas'ın
o ana kadar gizli kalan bir tarafını keşfetmiştik. Batık
gemilerden kendine fayda sağlamak için, bulduğu eşyaları
dışarıya çıkartıyordu. Dalış yaptığımız zaman Dumas, geminin
aranmadık hiç bir tarafını bırakmıyordu.
Daltondaki araştırmalarımız sırasında, içimizde cesaretli
hareket eden yine Dumas'dı. Tailliez, bu gezinti sırasında
hatıra olarak birkaç pirinç fener aldı. Fakat Dumas'ın
gözü doymak bilmiyordu. Her dalışında, yukarıya geminin
gümüş takımlarıyla mutfak eşyasını taşıyordu. Dumas'ın
yenide bir ev kuracak kadar eşya topladığını tahmin ediyordu.
Uzun uğraşlar sonunda Dumas, Daltonún yirmibeş yıldan
beri su dibinde yatan mutfak ve sofra eşyalarını çıkartmaya
muvaffak oldu. Fakat bu eşyalar, karaya çıktıktan sonra,
ufak bir temasla kırılıp parçalara bölünüverdiler. Bu
çalışmalar böylece boşa gitmiş oldu.
|
|
 |