 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Her batık geminin kişiliği vardır. Bu, denizin fantezilerinin
tesirleri kadar, geminin batmadan önceki hayatıyla da
ilgilidir. Philippe Tailliez, araştırmaları sonunda, Cavalaire
yakınında batan, kaptan Alvarez'in idaresindeki Ramon-
Membru adındaki geminin hikayesini öğrendi.
|
| 1921 yılı haziran ayında bir sabah,
şafak vaktinde bir adam, Cehennem Kayasının yakınında
balık avlıyormuş. Başını kaldırdığı zaman büyük
bir geminin üzerine doğru geldiğini görmüş. Balıkçı,
ilk önce rüya gördüğünü zannetmiş. Bununla beraber
gemi sandala kuvvetle sürtünerek geçtikten sonra,
Cehennem Kayasına bindirmiş. Aynı anda da yırtılan
demir levhaların çıkarttığı korkunç bir ses duyulmuş.
|
 |
|
Bu sırada Alvarez, katan köşkünün parmaklığına dayanmış
zevkle piposunu tüttürerek manzarayı seyrediyormuş. Gemi
personeli ise, hiçbir şey olmamış gibi güvertede dolaşıyormuş.
Gemi, Cehennem Kayasına çarptıktan sonra, kısa bir an
duralar gibi olmuş ve Lardier Burnuna doğru yoluna devam
etmek istemiş. Fakat, bunu başaramamış. Cehennem Kayasının
yakınındaki başka kayalara çarparak, hareketsiz kalmış.
Ramon-Membru orada bütün gün, aynı durumda kalmış. Yine
aynı gün kendi filikaları, aralık vermeden, gemiyle sahil
arasında gidip, gelmiş. Ne olduğu anlaşılamayan valiz
ve sandıkları, yakında bulunan boş bir plaja taşımışlar.
Bu boşaltma sırasında bir gümrük memuru olayla ilgilenmiş.
Valiz ve sandıkları muayene etmiş. Hepsinin kaçak sigarayla
dolu olduğunu anlayarak, hükümet adına el koymak istemiş.
Aynı günün gecesi sahile başka bir ispanyol gemisi yanaşmış.
Alvarez'le temas kurmuş.
Ertesi günün Toulon'dan büyük bir romorkör gelmiş. Alverez'in
itirazlarına rağmen, gemiyi oturduğu yerden çekip, çıkarmış.
O zaman Ramon-Membru'nun zannedildiği kadar önemli yaraları
olmadığı anlaşılmış.
|
 |
Romorkör Ramon-Membru'yu çekip götürürken, yaralı
geminin tayfaları keskin baltalarla halatı kesmişler.
Sahil yakın, deniz sertmiş. Çabuk hareket edilmezse
gemi batabilirmiş. Bunu bilen romorkör, ikinci bir
halat atarak, gemiyi Cavalaire'e götürmüş. Aynı
gece, sahilden bakanlar Ramon-Membru'nun alev alev
yandığını görmüşler. Kaçak sigaraların da bu arada
yanıp, yanmadıkları anlaşılamamış. |
|
Sigorta şirketi gemi aleyhine dava açmış olmasına rağmen,
Ramon-Membru'ya yüklü bir tazminat ödemekten kurtulamamış.
Ramon-Membru'nun enkazını, Cavalaire'in mendireğinden
bir kaç yüz metre ilerde bulduk. Su, oldukça berraktı.
Yeşil bir ışık gemiyi aydınlatıyordu.
Balçık bir zeminde yatan Ramon-Membru, kocaman kelerlerin
sürü halinde dolaştıkları bir yer olmuştu. İnsan büyüklüğündeki
balıklar, bazen dalgın ve telaşlı, bazen laubali ve şakacıydılar.
Kelerler için, balıkların en asil sınıfına mensup oldukları
söylenebilir. Vücutları, denizaltı hayatına en uygun yapıdadır.
Ertesi gün gemiye tekrar geldiğimizde, kıç güvertede,
dümen çarkının altında rastlamış olduğumuz kocaman ıstakozu
da görmedik. Onun yerine bir yosunla oynayan dev bir yılan
balığı vardı.
|
| Acaba yılan balığı ıstakozu yemiş miydi? Daha
sonra bir gün ise aynı yerde kocaman bir ahtapot
bulduk. Ahtapotun,yılan balığını yemiş olmasına
imkan yoktu. Bir gün sonra ıstakozu,yılan balığını,ahtapotu
aynı yerde,birbirlerine yakın mesafelerde tekrar
gördük. |
 |
|
Daha sonra deniz-altı gemilerine karşı müdafaa için körfezlerin
ve ya limanların ağızlarına gerilen çelik ağları tetkik
etmek istedik. İlk olarak Hyeres körfezindeki çelik ağları
gördük. Harbin başlangıcında, ağdaki en önemli kapının
çalıştırılma görevi, bir açık deniz romorkörü olan Polypheme'e
verilmişti. Her akşam Polyhepeme, çelik ağın kapısını
kapatıp,kilitlediksen sonra oraya demirleyerek sabaha
kadar olduğu yerden kımıldamıyordu.
27 Kasım 1942 günü de, güneş batarken çelik ağın kapısını
kapatmıştı. Aynı gece Toulon'daki harp filosu intihar
ederken, Polypheme de kendi kendini batırdı. Çelik ağın
ucu Polyheme'e bağlı kalmıştı.
Polypheme, yirmi metre derinlikte yatıyordu. Su çok berraktı.
Direği, suyun yüzünden iki metre aşağıdaydı. Başınızı
suya daldırıp, aşağıya baktığımız zaman, kırk metre uzunluktaki
Polypheme'i bir bakışta görebiliyorduk. Direkler ve halatlar
sağlamdılar. Zemin sert olduğu için gemi gömülmemişti.
|
|
 |