 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Gemide, daha önceleri hiç kimse yaşamamış gibiydi. Tayfalar,
Polypheme'i batırmadan önce, işe yarayabilen her şeyi
karaya taşımışlardı. Gemi terk edilmiş bir apartman dairesi
gibi bomboştu.
Hyeres civarını gösteren deniz haritalarında, körfezin
içinde, noktalı çizgiyle etrafı çevrilmiş "batık
gemi" kelimesine rastlanır. Burada, elli yıl önce
başka bir gemiyle çarpışıp batan Ferranda isimli bir İspanyol
gemisi yatmaktadır. Haritada işaretlenmiş olmasına rağmen
onu bulmak çok zordur. Bizi oraya götüren balıkçı bütün
işaretleri bildiğini iddia ediyordu. Belirli yere yaklaştıkça,
iddialı hali yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Tam yerine
geldiğimiz zaman da tamamıyla şaşkın bir tavır takındı.
Neyse ki, beş yüz metre ilerde gözümüze bir duba çarptı.
Bu dubanın çelik halatı bizi doğruca Ferrando'nun mezarına
götürdü.
|
| Gemi yirmi beş veya otuz metre
derinlikte sol tarafına yatmıştı. Burun kısmında,
bir kaç yerde kocaman iki yara vardı. Bu geniş deliklerden
çeşit çeşit, renk renk balıklar, sürüler halinde
girip çıkıyorlardı. Takılarak kalan balık ağları,
manzaraya başka bir çeşni katıyordu. Balıkçılar,
batık gemilerin balık ve ıstakoz yatağı olduklarını
da asla unutmazlar. |
 |
|
Ambarın hizasında, zeminde, yosun tutmuş keskin ve sivri
köşeli, taşlar göze çarpıyordu. Bunlardan birkaçını alarak,
geminin gövdesine vurduk. Ufak parçalara bölünerek, dibe
çöktüler. Bunlar Ferrando'nun depolarından denize dökülmüş
olan taşkömürleriydi. Aradan elli sene geçmiş olmasına
rağmen özelliklerinden hiç bir şey kaybetmemişlerdi.
Ambar kapaklarından geçerek, gemiye girdik. Bir kilisenin
iç kısmı gibi, geniş bir boşlukla karşılaştık. Tavanı
tutan kalın demir direkler ve mavi camlar dikkatimizi
çekti. Dalgıçların, gemiye girmek için açtıkları geniş
delikten kalın bir ışık demeti, etrafımızı görmemize yardım
ediyordu. Dalgıçlar, arada sırada gelerek, Ferrando'yu
yağma etmişlerdi.
Bu büyük bir gemiydi. Fakat, bir harabeye dönmemişti.
Geminin iç kısmının, evvelce bir gemiye ait olduğunu belli
eden hiçbir şey kalmamış gibiydi. Arka bölmelerde birkaç
kırık tabak, tencere ve siyahlaşmış, parça parça bir aynadan
başka bir şeye rastlayamadık.
İç kısmının filmini çektikten sonra, geminin dışında dolaştık.
Uskurun gömüldüğü kum tabakası, kirli gri renkteydi.
|
 |
Frederic Dumas, geminin arka kısmından otuz metre
uzakta, Japon porseleninden, ince işlemeli, zarif
bir vazo buldu. Bunun biraz ilerisinde çatlak sırlı
porselen iri bir tas ele geçirdi. Daha ilerde ise,
gözün alabildiğine uzanan bir yosun ormanı başlıyordu.
Bu yosunların arasında, manevralarda kullanılan
obüs mermileri bulduk. |
|
Frederic Dumas, Japon porseleninden vazoyla, çatlak sırlı
porselenden tası hatıra olarak hala saklıyor.
IV
Savaş sona erince, bir şatoda denizcilerin tekrar
toplanabilecekleri bir merkez kurabilmek için, Marsilya'da
faaliyete geçtim. Bu arada geleceğimi de düşünmem gerekiyordu.
Garnizon komutan yardımcılığı istikbalim için bir garanti
sayılabilirdi. Bu görevde kaldığım süre içinde vatanıma
faydalı olacağımda muhakkaktı. Fakat, resmi görevlerim
dışında yaptığım araştırma ve teşebbüslerle, yeni dalış
metotları keşfetmiş bulunuyordum. Bu araştırmalarda
beni yalnız bırakmayan arkadaşlarımla teşkilatlanacak
olursak, bahriyeye daha faydalı olacağımıza inanıyordum.
Balıkadam olarak, bizi bekleyen bir sürü iş vardı. Bunların
başında, harp sırasında intihar etmiş gemilerin, nerede
bulundukları bilinmeyen serseri denizaltı mayınlarının
yerlerini tespit etmek gerekiyordu. Kıyılar, bunlardan
temizlenmedikçe, güvenliğin tam olduğu söylenemezdi.
|
| Genel Kurmaydakileri ikna edebilmek için Paris'e
gittim. Kısa bir zamanda, giriştiğim teşebbüsün
zorluğunu derhal anladım. Heyecanla vereceğimiz
izahattın, Bakanlıktaki yüksek rütbeli subayları
etkilemeyeceğini gördüm. |
 |
|
Paris'teki Bakanlık ilgilileri, denizaltı çalışmalarında
klasik dalgıç tipinden vazgeçmek istemiyorlardı. Altı
kurşun kaplı ayakkabılarla, kauçuk elbiselere alışmışlardı.
Amiral Lemonnier'in de hazır bulunduğu genel kurmay ilgililerine,
Tailliez ve Dumas'la beraber denizaltında çektiğimiz filmleri
göstermeye karar verdim. Böylece, çalışmalarımızı ve elde
ettiğimiz sonuçları gözleriyle görmüş olacaklardı.
Filmin projeksiyonu düşündüğüm etkiyi yapmıştı. Ertesi
sabah, istediğim resmi izin belgesi cebimdeydi.
Tailliez, diğer amatörce projelerden vazgeçerek, bize
katılmayı kabul etti. Tailliez, diğer amatörce projelerinden
vazgeçerek, bize katılmayı kabul etti. Artık ormanları
ve ırmakları düşünmüyordum. Dumas'ı sivil eksper olarak
gurubumuza aldık. Limandaki bir binanın kapısına, şu tabelayı
astık:
DENİZ ALTI ARAŞTIRMALARI GRUBU.
Philippe'i grubumuzun başkanı yaptık. Böylece, rüyalarımızın
gerçek olması için ilk adımı atmış oluyorduk.
O sırada grubumuzda şu kimseler vardı: Philippe Tailliez,
Frederic Dumas, onbaşı Bertran ve ben.
Malzeme olarak elimizde iki dalgıç cihazından başka
bir şey yoktu. Bundan sonra grubumuzdan bahsederken
(D.A.G.) harflerini kullanacağız.
D.A.G.'ı tasarladığımız şekilde geliştirebilmemiz için,
en kısa zamanda faaliyete geçmemiz, herkesin gözünü
üstümüze çekecek heyecan verici işler yapmamız gerekiyordu.
|
|
 |