 |
Yazarlar: Jacques - Yves Cousteau ve Frederic
Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun
|
Dinamit kulaklarda etki yapıyordu. Basınç dalgaları
çıplak vücudumuzda şiddetli bir sarsıntıyla kendini belli
ediyordu. 500 gramlık alman tolip kalıplarının etkisi
aynı değildi. Sarsıntıyı vücudunuzun her tarafında şiddetle
hissediyorduk. Basınç dalgası bize ulaştığı zaman kocaman
bir kum torbasının göğsümüze kuvvetle çarptığını zannediyorduk.
|
| Her denemede patlayıcı
maddeye biraz daha sokuluyorduk. Endişeyle bekleyen
bekleyiş dakikalarında, birbirimizle bakışıyor,
işaretleşiyorduk. Bu işaretler budalalığımızı kabul
ettiğimizi açıklıyordu. Bir gün, diğerlerine kıyasla
daha zayıf bir patlayıcı madde, Taillies ile Dumas'ı
ölümle burun buruna getirince, bu tehlikeli oyundan
vazgeçmeye karar verdik. |
 |
|
Bu denemelerle ilgi çekici sonuçlar elde etmiştik. Çıplak
vücutla dalan dalgıç, kauçuk elbiseli dalgıca kıyasla,
patlayıcı maddelere daha çok mukavemet edebiliyordu. Patlama
sonunda meydana gelen basınç, çıplak insan vücudunda,
sudaki süratiyle yayılıyordu. Bu etki, vücudun her noktasında
aynı şiddette kendini hissettiriyordu. Basıncın, klasik
dalgıç elbisesiyle dalan bir dalgıca tesiri ise bambaşka
oluyordu. Dalgıcın başı, madeni bir başlıkla muhafaza
edildiği için, basıncın başa olan etkisi çok hafifti.
Kauçuktan yapılmış olan elbise daha yumuşak olduğu için
vücudun o kısımları basıncın etkisini daha şiddetle hissediyordu.
Böylece basıncı hissedişte bir dengesizlik oluyordu.
Dumas, daha sonra balıklarla meşgul olmağa başladı. Küçük
patlayıcı maddeler hazırlayıp, bunları bölgedeki balıkların
üstünde denedi. Kalıp halindeki patlayıcı maddeyi demir
testeresiyle kesişini, uzun bir zıpkının ucundaki oyuğa
yerleştirişini ve el bombalarından çıkarttığı fünyeleri
bu mekanizmaya ekleyişini, korkuyla seyrediyorduk.
Didi bir gün, ucunda patlayıcı madde bulunan zıpkınların
kullanılışını yakından görmemiz için bizi davet etti.
Bu denemede hazır bulunmak üzere hepimiz suya daldık.
Dumas, büyük bir keler sürüsünün arasına girdi. İçlerinden
en irisini gözüne kestirerek, Tetiği çekti. Zıpkın, balığın
vücuduna saplandı. Açılan yaradan, minik hava kabarcıklarıyla
karışık bir kan şeridi suya karışıyordu. Bir kaç saniye
sonra, bir patlama oldu. Bu zayıf, fakat kuru ve net bir
patlamaydı. Koskoca balık yıldırım isabet etmiş gibi sarsıldıktan
sonra, bir daha kımıldayamadan ağır ağır dibe çöktü.
İlerisi için ümit verici bir sonuçtu bu....
|
 |
Mayınları zararsız hale getirmek, grubumuzun çalışma
programına dahil değildi. Fakat, Toulon ve Hyeres
limanlarındaki yarı batık gemilerin tekrar yüzdürülmelerini
sağlamak için, her şeyden önce civarı serseri mayınlardan
temizlemek gerekiyordu. Bunları harp sırasında Almanlar
bırakmışlardı. Çalışmalarımızı, bu iş de uzman olan
birliklerle birleştirmemiz emredilmişti. |
|
İlk olarak işe Hyeres'den başladık. Çevredeki eski balıkçıları
sorguya çekerek, batık gemilerin yerlerini tespit etmeye
çalıştık. Hyeres adalarının etrafı batık gemilerle çevriliydi.
Balıkçıların verdikleri bilgiler çok karışıktı. Fakat,
bu serseri mayınların bunların arasından korkusuzca geçilebilecek
bir kanal bulmak o kadar zor değildi. Bu balıkçılardan
temin ettiğimiz sandalların kılavuzluğuyla, Hyeres körfezinden
tehlikesizce geçtik. Bu sırada gemimizin süratini azaltmağa
ihtiyaç hissetmemiştik. Kararımız, o geceyi Hyeres'de
geçirdikten sonra, ertesi sabah çalışmalara başlamaktı.
Ertesi sabah, güneş doğarken, geminin güvertesine çıktım.
Denizi seyretmeğe başladım. Alaca karanlıktı kocaman,
siyah bir cismin bordayı yalayarak geçtiğini gördüm. Geminin
süratini azaltmalarını emrettim. Bu sırada herkes denize
bakıyordu. Birkaç saniye sonra, yakınımızda kocaman, siyah
bir cisim daha belirdi. İncecik antenlerini görebiliyorduk.
Körfezdeki mayın tarlasının ortasına düşmüştük. Balıkçıların
güvendikleri kanal, aslında bir ölüm tuzağından başka
bir şey değildir.
|
Aşağıdan bakıldığı zaman bu mayınlar insanı denizin
içinde bile korkuyla titretiyordu. Görünüşleri çok
korkunçtu. Her tarafları yosun ve midye bağlamıştı.
Suyun yüzünden çıkan
antenleri,deniz kestanelerinin dikenlerine benziyorlardı.
|
 |
|
Denizin derinliklerine uzanan zincir halatları da midye
bağlamıştı. Elimizde saatli bomba olmadığı için,melinit
kalıbıyla birlikte mayında patlıyordu. Akıntıların ve
dalgaların etkisiyle bizde mayın gibi daimi olarak hareket
halindeydik. Manevralarımızı kontrol edemediğimiz anlar
oluyordu. Bu esnada sırtımızdaki hava tüpleri mayının
antenlerine çarpabilirdi. Bu kuvvetli temas, mayının derhal
patlamasına sebep olabilirdi. Bu kadar oynak ve cilveli
bir ortamda çalışmak, insanın tüylerini korkuyla ürpertiyordu.
D.A.G.' ın kurulusundan birkaç ay sonra, anti-asdik kapların
çalışmasının filmini çekmekle vazifelendirdik. Asdik'i
radarın küçük kardeşi kabul edebiliriz. İkinci dünya savaşında
müttefikler, bu ültra - sonik cihazı, deniz altıların
yerini bulmak için kullanıyorlardı. Almanlar bu cihaza
anti-asdik haplarla cevap verdiler. Sıkıştırılan denizaltı,
saldırganlardan kurtulmak için su yüzüyle kendisi arasına
tenekeden yapılmış kocaman bir kutuyu yerleştiriyorlardı.
Bu kutu, devamlı olarak bol miktarda hava kabarcığı çıkartıyordu.
Bu hava kabarcıkları, deniz altıyla su yüzü arasında ince
ve geniş bir tabaka meydana getiriyordu. Deniz altıyı
takip eden gemilerin asdiklerinden gönderilen ses dalgaları,
suni olarak yaratılan bu hava kabarcığı perdesine çarpınca,
aldatıcı işaretler almaya başlıyordu. Takip edenler, kendilerini
bu aldatıcı işaretlere göre ayarlarken, denizaltı, süratle
uzaklaşıp, kaçıyordu. Bu arada takip edenler, uygun zamanın
geldiğini zannederek, bomboş denizi bombalıyorlardı.
|
|
 |