Anı – 1

Merhaba!

Sizlerle buluştuğumuz bu ilk bölümde sualtında profesyonel olarak çalıştığım yıllardaki anılarımı sizlerle paylaşmak istedim.

Bunu neden seçtim derseniz, denizlerimizi nasıl hoyratça kullandığımızı, bizlerin nasıl vurdumduymaz insanlar haline dönüştüğümüzü hatırlatmak istedim.

Bundan yaklaşık onbeş yıl kadar önceleriydi… O zamanlar deniz salyangozu(rapana) ihracat amaçlı toplanmaya başlamıştı.

Rapanayı işleyen firmalar nargileyle dalabilen gruplar oluşturmaya başlamışlardı. Bunlar sualtında kalabilecek (belgeli/belgesiz – tecrübeli/tecrübesiz) kişilerden oluşmaktaydı.

Kimler yoktu ki; Kumkapılı korsanlardan, camianın meşhur dalgıçlarından, batıkların akşamdan sabaha bir gecede pervanesini götürenlerden tutunda, bilinçli profesyonellerden, üniversite öğrencilerinden, SAT’çılara değin herkes mevye bahçesinden meyve toplanması misali dipten rapana toplamaktaydılar.

Bende bu dönemde kendi teknemle ve nargilemle, bir arkadaşımla beraber rapana toplamaktaydım. Yaklaşık 3-5 metre derinliklerde günde 200-300 kg bazen daha fazla çıkarıyorduk.

Bu dönemin Türkiye’deki herşey gibi fazla sürmeyeceğini düşünerek, daha kapsamlı olarak uzaklara doğru ilerlemeyi düşündük. İğneada’dan Şile’ye kadar açılarak her taşın altına dalarak çalışmaktaydık. Tabiki zaman içinde teknelerin sayısıyla, çalışma derinliği 25-30 metrelere ulaştı.

Akıntılı bir bölgede dalarken palet kayışımın gevşediğini farketmiştim. Ayarlarken akıntıyla geri geri ilerlerken bir kayaya çarptığımı hissettim. O an umursamadım, ancak birkaç saniye sonra dönüp baktığımda panikle bana bakan bir çift göz gördüm. Çarptığım bir balıkadammış! O kişi panikle yükselmeye başladı, ben de peşinden yavaş yavaş yükseldim. Yukarıdan gelen ses “Burası adam dolu, gidelim” diye bağırmaktaydı.

Sabah erken saatlerde başlayan çalışmamız, akşam beş gibi bitmekteydi. Limana dönerken yemek telaşımız başlardı, ya mevcutlardan yemek yapardık ya da telsizle markete sipariş verirdik. Yanaştığımızda isteklerimiz torbalarla teslim edilirdi. Şimdiki internetten hipermarketlere verilen siparişler ve kapıda teslim sistemini, karadenizliler onbeş yıl önce VHF aracılığıyla gerçekleştirmişlerdi.

Akşam menüsünde, bahar döneminde günün bereketi olan elle yakaladığımız kalkan balığı en üstteydi. Hatta balık yemekten sıkıldığımızda, İğneada’da balığı satıp, yerine aynı parayla et alıyorduk.

Şimdi “Bu arkadaşta iyice abarttı! Balıkları elleriyle yakalıyor” dediğinizi duyar gibiyim. Kalkan, dil ve pisi gibi balıklar kendilerini kuma gömerek saklanırlar ve hareketsizce kendilerini kimsenin görmediğini sanarak öylece durular. Sizin onu yakalamak için üstüne elinizle bastırdığınız ana kadar hareketsizdirler. O an hareket etmeye çalışırlar ama, kalkan irice ve düğmeli olduğundan kayıp kaçamaz. Fakat bu pisi ve dil balığı için daha zorca bir metotdur.

Anıları satırlarda yaşamak oldukça güzel ama satırlarımız bir sonraki bölümde devam edecek.

O ana değin tüm mavi mutluluklar sizlerle olsun.

Murat Kitapçı
Eğtimen – Rehber

kitapcimurat@hotmail.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …