Dalış Aktivitelerinin Bodrum Dalış Bölgelerine Etkileri

Dalgıçlar doğayı severler, doğayla dostturlar, sualtı yaşamına ve canlılarına hayrandırlar. Cumartesi-Pazar günleri ayak uzatıp kumanda elde PTT tadında istirahat etmek yerine Cuma gecesinden otobüse atlayıp 10-12 saat mesafede sahil kasabalarına gider, yeldir yeldir dalar, Pazar gecesi aynı yorgunlukla geri döner Pazartesi sabah da azimle işe giderler. Kimi insanlar için senede 3-5 hafta sonunu bu şekilde değerlendirmek yoğun iş ve yaşam tempoları içerisinde o aşık olduklar sualtı alemiyle buluşabilmenin yegane yoludur.

Kıyı şeridinde dalış aktiviteleriyle ilgilenen ve bu işten para da kazanmaya gayret eden profesyoneller daha şanslıdır. Onlar hiç olmazsa sezon boyu hergün bu sulara dalarlar, müşterilerini daldırırlar.

Her iki grubunda son yıllarda dillerinden eksik etmedikleri söylem ise “artık eskisi gibi değil, nerede o canlılık, balık kalmadı, kaç yıldır ahtapot göremiyoruz, her yerde bira kutuları” ve benzeri ifadelerle dolu. Bu durum ülke genelinde pek çok dalış bölgesinde geçerli. Bodrum’da da durum farklı değil. Her yıl bu bölgeyi ziyaret eden dalgıçlar ve onlara hizmet veren dalış merkezleri bir ağız olmuşlar ve yakınıyorlar. Deneme dalışı yapmaya gelen yerli yabancı turist bile “yahu burası öyle anlatıldığı gibi, düşlediğimiz gibi renkli ve canlı değildi” diyorlar.

Taraflar haklı, gerçekten hayvan ya da bitki cinsi her türlü sualtı canlısı süratle azalıyor, bazı türler bir sonraki nesillere kalmayacak şekilde tükenme noktasına geldi gelecek. Orfoz, deniz kaplumbağası, Akdeniz foku, denizatı, bazı ahtapot türleri, yunuslar pek çok dalıcı için yakın zamanda sadece birer anı olarak kalacak gibi görünüyor.

Bunlar zaten bilinen ve pek çok çevre kuruluşu tarafından takip edilen, bilimsel çalışmalar yürütülen ve korunması için çeşitli yasal prosedürlerin uygulamaya alınması için çalışmalar yapılan konular. Ancak bu konuda bireylerin ve dalış merkezlerinin de üzerine düşen görevler var. Bunlar genellikle pek konuşulmuyor. “Ben bir başıma ne yapabilirim” diyen bir dalgıç ya da “işimiz zaten başımızdan aşkın, bir de korumayla mı uğraşalım” diyen bir dalış merkezi sahibi de bu süreçlerde aynı derecede sorumluluk sahibidir.
En son TSSF listesinde yayınlanmış olan Bodrum’da faaliyet gösteren dalış merkezi sayısı 18’dir. Bunlar her gün en az 1 tekneyle dalış bölgelerine akın etmekte ve sezon boyunca binlerce insanı sualtına indirmektedir. Deneme dalışı yapanlar, kurs alanlar, usta dalgıçlar, fotoğraf çekmek isteyenler, vs.vs. Karaada’nın güneye bakan yüzü ve resifler başta olmak üzere hergün dalış tekneleri bu noktalara gitmekte ve demir atmaktadırlar. Özellikle C47 uçağı, SG115 sahil güvenlik botu ve Pınar-1 su tankeri batıklarının olduğu koylar hepsinden daha fazla ziyaret almaktadır.

Bu dalış teknelerinin bazıları ahşaptır. Bazıları ise sac. Yapı malzemesi, boyutu, kapasitesi ne olursa olsun bu tekneler dalış noktalarına demir atmaktadırlar. Demirle birlikte uzun da zincir bırakır pek çoğu. Demir atarken ya da alırken ise aşağıda yarattığı zarar genelde gözlerden kaçıyor malesef. Bu durum elbette sadece dalış teknelerinin sorun değil. Uzun zamandır Göcek’teki mavi tur teknelerinin attıkları demirin bölge sualtı yaşamına zarar verdiği konuşulmakta. Ancak bu yazının konusu dalış endüstrisidir. Yani aslında sualtındaki yaşamın zenginliğinden esas nemalanan, para kazanan, ticaret yapan dalış merkezlerinin bu konuda herkesten daha çok duyarlı davranması beklenmektedir.

Oysa malesef durum bundan çok farklıdır ve pek çok dalış merkezi sahibi duyarlılıktan çok uzaktadır. Her zaman söylediğim bir şey var; iki dalgıç bir araya gelir, buddy olur dalar, üç dalgıç bir araya gelir kavga çıkar diye. Malesef gerek günümüzün ağır iş koşullarından dolayı gerekse dalış camiasının profesyonellerinin süper egolarından dolayı, ülkemizdeki dalış endüstrisi kendi gidişatlarını ciddi şekilde etkileyecek olan bu süreçlerin yönetiminde tek sesli olmayı, çok sesli olsa bile armoni yaratmayı becerememektedir. Zaman zaman büyük şehirlerdeki, karasal ortamda dalış eğitim ve faaliyetleri gösteren dalış merkezlerinin bu konuda daha duyarlı davrandıkları ve ellerinden geldiği kadarıyla birşeyler yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Ancak tekne sahibi, tekne işleten dalış merkezleri bu konuda malesef çok gerideler.

Bu bağlamda Kaş bölgesinin dalış merkezlerine haklarını teslim etmek lazım. Gerçekten onlar ellerinden geleni yapmaktalar. Ancak Bodrum bu konuda malesef sınıfta kalmış durumda. BOSAD kurulduğu dönem çok aktif hamleler yaptı. İki gemi ve bir uçağın batırılma çalışmalarını ve tüm organizasyonu başarılı bir şekilde yürüttü. Ancak aynı beceriyi sualtı yaşamının korunması aşamasında beceremiyor. 10-12 tane yoğun dalış aktivitesinin yürütüldüğü bölgeye tonoz atılması ve dalış teknelerinin bu tonozlara bağlanması süreci bir türlü gündeme gelmiyor.

Sohbetler esnasında bu tonozlama işinin çok meşakkatli prosedür ve bürokrasiler gerektirdiği söylenmektedir. Ancak bunlar yönetilemeyecek süreçler olamaz. Ne de olsa 3 tane batık batırılabildiğine göre tonoz atmanın da üstesinden gelinebilir.
Büyük ve küçük resife dalanlar bilirler bu resiflerin üzerinde artık herhangi bir canlının yaşaması mümkün olmadığı gibi her gün onlarca tekne ağır demirleri ve zincirleriyle bu resiflerin tepelerini dövüyor. Sarılan zincirler demir alırken kayaları kırıyor, bir o yana bir bu yana savuruyor. Altlarındaki balık yuvaları tarumar oluyor. Kaptanlar pusulayı şaşırınca demiri yanlış yere atıyor. Resifin tepesi yerine duvarlarını tırpanlıyor. Bazen atılan demirler dalgıçları bile teğet geçiyor.

Paçoz koyu C47 Dakota uçak batığının gelmesiyle bölgenin belki de en popüler dalış noktası haline geldi. Yüksek sezonda bu koyda hergün yan yana 4-5-6 tekneyi bağlı görebilirsiniz. Bu aynı zamanda aynı sayıda demirin koyun demirlemeye uygun olan korunaklı bölümündeki deniz çayırlarının (posedonia oceanica, vb.) taranması anlamına geliyor. 2007-2012 yıllarında sezon boyu aktif olarak bu noktada dalış yaptım. Ve her sene posedonia sınırının 5-10 m (düşey olarak değil yatay, eğim hattı üzerinde demek istiyorum) daha aşağıya kaydığını görüyorum. Bu hat üzerinde çıpaların ve zincirlerin oluşturduğu tahribatı görmek ve anlamak için uzman olmaya gerek yok. Kırılıp parçalanan kayalar ve balık yuvalarının yokolması da cabası.

Benzer şekilde Kaçakçı koyu ve SG115 batığının bulunduğu koyda da demir atmanın olumsuz etkileri gözlemlenebilir. Kaçakçı koyu zaten korunaklı bir yer olduğu için tarih boyunca sürekli kullanılmış bir koydur. Koyun ağzında sanki bıçakla kesilmiş gibi biten çayırlar derinlere doğru indikçe gürleşiyor, artıyor. Yani demir ve zincirlerin uzanabildiği yerlerde posedonianın barınması mümkün olmuyor.

Pınar-1 bölgesinde, Poyraz limanında, Kabarcıklı Mağara’nın olduğu yerde, Kurt Burnu’nda, kısacası dalış yapılan her noktada deniz çayırları zarar görüyor. Bunları biz dalgıçlar görüp engelleyemezsek kimse bize el uzatmaz.

Posedonia olmazsa suda oksijen olmaz, balıklara yumurta bırakacak korunaklar kalmaz. Balıkların yuvalarını yaptıkları kayalıklar yok olursa yerine konulacak bir iki batık ikame sayılmaz. Küçük balık olmazsa büyük balık da olmaz. Kalanları da zaten eline zıpkını alan vuruyor. Yakın zamanda manşetlerde bu işi yapanlar arasında dalış merkezi sahiplerinin olduğunu da gördük. Biliniyor, yapılıyor. Ama kimse ses çıkarmıyor.

Çayır, balık, kabuklu, yumuşakça; tüm bu canlılar bittiğinde Bodrum’a gelecek dalgıçların da biteceğini görebilmek lazım. Bunu görmek Bodrum dalış merkezlerinin sorumluluğudur. Önlem almak zorundalar. Yoksa bu işten ekmek yemek mümkün olmayacak. Dalış merkezi işletmecilerini düşündüğümüzde 2 farklı nesil görüyoruz. Önceki nesil üzerine düşeni yaptı. Bu bölgede dalış turizmini yarattı, ekmeğini yedi, ekisklerini gördü ve gerektiği yerde müdahale etti, batıkları attı. Bundan sonra sorumluluk yeni neslindir. Yeni açılan dalış merkezleri ve dalgıçları varolanın korunması ve gidenlerin yerine konulabilmesi için çalışmalar yapmaları, bu konularda tek ses olmayı bilmeli, yeri geldiğinde rekabeti bir kenara bırakabilmelidir.

Eh, sevgili federasyonumuz da azıcık katkıda bulunsa fena olmazdı hani… 😉

Yener Çeltikci
======================
PADI MSDT / EFRI #250682
CMAS – TSSF I1.TR.104860
ILS – TSSF Cankurtaran
http://www.yenerceltikci.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Kürekli tekneyle Atlas Okyanusu’nu geçti

Güney Afrikalı 42 yaşındaki Chris Bertish, kürekli tekne ile Atlas Okyanusu’nu geçen ilk insan oldu. …