Hava Kullanımı, Yüzerlilik ve İleri Dalış Becerileri

Dalış sporuna yeni başlamış hemen her dalıcı, kendilerinden daha tecrübeli “ağabey”lerinin idareli hava kullanmasına imrenerek bakar. Haksız da değildir. Aynı parayı ver, sen 20 dk.da çık diğerleri 50-55 dk. dalsınlar hem de iki katı fazla derinliğe. Oldu mu şimdi bu? Şu anda hangi seviyede olursak olalım, genel olarak hepimiz başlangıçta bu hisse kapılmışızdır. Tabi bu durumun altında yatan gerçek, tecrübeli dalıcıların bir süre sonra balıklar gibi solungaç geliştirmesi değildir. Elbette ki aklı selim hiçbir tecrübeli dalıcı da nefesini tutmaz, tüpteki havası 5 dakika daha fazla yetsin diye kendisini riske atmaz.

Hava tüketimi, yüzerlilik, çevreye duyarlılık. Bu üç konu birbirinden tamamen farklı kavramlar gibi görünse de aslında bir bütünün parçalarıdır. Şimdi bu bütünlüğün nasıl işlediğini anlamaya çalışalım. Bu yazıda yazacaklarım, 1993 yılında Skin Diver Magazine’de okuduğum ve dalış yaşantımda inanılmaz bir değişime sebep olan makalede bahsedilenlerin zaman ve tecrübeyle harmanlanmış halidir.

Fizyolojik olarak insan vücudunun solunum ve dolaşım sistemi ile atmosferdeki oksijen moleküllerinden yararlanması sabit bir süreçtir. Bu konunun detaylarını, mesleki olarak haddimi aşacağından, hekimlere bırakıyorum. Ancak bilinen odur ki, oksijenin kullanımı için gereken süre kişiye göre sabittir. Yani siz ne kadar sık soluk alıp verirseniz verin, efor miktarı sabit olduğu sürece bünyenizin ihtiyaç duyduğu oksijen miktarı da sabit olacaktır. Çevremdekilerin çok hoşuna giden bir örneği sizlerle paylaşmak isterim: Arabalarda yüksek vitesde düşük devirle giderseniz egzozdan çiğ (yanmamış) benzin atar. Sanayicilerin “avans vurma” şeklinde terimleştirdiği bu olay aslında motora, o devirde gerektiğinden fazla benzin pompalanmasından kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde bedenimizin ihtiyaç duyduğundan fazla nefes alıp vermek de gereksiz hava tüketimine sebep olur. Elbette bu durum karada sorun yaratmayacaktır. Ama kısıtlı bir kaynakla suyun altında en uzun süreyi güvenli bir şekilde geçirmek söz konusu olduğunda önem kazanmaktadır.

“Süpürme” (sweeping) olarak adlandıracağımız teknikte regülatörden havayı son derece yavaş, dişlerimizin arasından sanki bir elektrikli süpürgenin çektiği gibi ağır ağır alıp, yine ağır ağır verecek olursak, dolaşım sistemimize ciğerlerimizdeki havayı verimli kullanabilmek için zaman vermiş oluruz. Öte yandan, bu teknikle nefes tutmamış olduğumuz için dalışlarımız da güvenli olacaktır. Yine bir başka avantajı da, yavaş ve derin nefes aldığımızda akciğerlerimizdeki hava hacminde ani değişiklik olmayacak ve yüzerliliğimizin aniden pozitif ya da negatif değişmesini engelleyecektir. Bu konuyu yazımızın ilerleyen kısımlarında daha detaylı inceleyeceğiz.

Peki, ne kadar yavaş solumalıyız? Bu elbette kişiden kişiye değişecektir. Herkes kendi süpürme devinimini kendisi belirleyebilir. Sizi rahatsız etmeyecek, nefessiz bırakmayacak şekilde deneyerek bulmalısınız. Burada size yardımcı olması için palet çevrimlerinden yararlanabilirsiniz. Örneğin, toplam bir nefes alıp verme devinimini 3-4 normal palet çevrimiyle ölçebilirsiniz. Bireye bağlı olarak bu süre daha kısa ya da daha uzun olabilir. Asla kendinizi zorlamayın. Zaman içersinde alışarak kendinizi geliştirebilirsiniz. Acele etmeyin. Ama deneyince göreceksiniz ki hava tüketiminiz %10-20 azalacaktır.

Hava sarfiyatımızı etkileyen bir başka unsur da üzerimizde taşıdığımız ekstra ağırlıklardır. Aynen karada elimizde ağır torbalarla yürürken ya da aşırı kilolarımızla yokuş ve merdiven çıkarken nefes nefese kaldığımız gibi… Dalışlarda zaten normalden fazla efor harcarız. Bir de bunu gereksiz ağırlık taşıyarak daha da zorlaştırmamıza hiç gerek yoktur.

“14 kilo bağladım ama hala batamıyorum…” Dönüp baktığımda incecik bir delikanli ya da ufak tefek bir kızcağız görünce yüzüme hafif bir gülümseme gelir ve haddimi aşmamaya dikkat ederek kişinin yanına yaklaşırım. “Gereğinden fazla ağırlık alıyorsunuz, çok daha azıyla batabilirsiniz!” Gerçekten de dikkat edeceğimiz birkaç küçük püf noktası sayesinde çok daha az ağırlık yeterli olacaktır.

Temel dalış eğitimlerinde verildiği üzere, dalışlar esnasında yüzerliliğimizin nötr olması hedefimizdir. Yani orta suda hareketsiz kaldığımızda ne batmalıyız ne de yüzeye doğru fırlamalıyız. Sadece nefes alıp verme esnasında aşağı yukarı hafif hafif salınır olmalıyız. Oysa bizi soğuktan koruyan ve kolumuzun bacağımızın çizilmesini engelleyen neopren dalış elbiseleri, içlerindeki küçük hava kabarcıkları yüzünden pozitiftir. Bizler bu pozitifliği yok edebilmek için kurşun ağırlıklar takarız. Bu sefer de negatif oluruz. En son çare olarak bütün bunları dengeleyecek şekilde SCUBA ekipmanımızın denge yeleğini (B.C.) kullanırız. Yeleğin içine hava basarak nötr hale gelmeye çalışırız.

Tecrübeli dalıcıların denge yelekleri dalış esnasında neredeyse tamamen boştur. Yani içine hiç ya da çok az hava basarlar. Çünkü elbise ve ekipmanlarının gerektirdiği en az ağırlıkla dalarlar. Çok eskiden, ismini dahi hatırlayamadığım bir eğitmen ağabeyimiz şöyle derdi: “Kilonu 10’a böl, maksimum ihtiyacın budur”. Elbette ki bu durum elbise kalınlığı, tüpün hacmi ve çelik ya da alüminyum olmasına göre değişecektir. Gerçek ihtiyacınızı yine kendiniz belirleyeceksiniz. Yine de birkaç püf noktasını söylemekte yarar var.

Derinlik arttıkça, elbisemizin içindeki hava kabarcıklarının hacmi küçülecek ve yüzerliliği azalacaktır. Bu yüzden dalışın ilk 5-6 m.sinde biraz pozitif olsak dahi aşağıya indikçe yüzerliğimiz azalacaktır. Yine ilk batma anında yüzerliliğimizi artıran bir durum, elbisemizin icinde hava kalmış olmasıdır. Özellikle el ve kol bilekleri lastikli yarı kuru tipte elbiseleri giyerken icinde kalan hava dalmamızı güçleştirir. Yapmamız gereken, suya atlar atlamaz fermuarı açarak içimize su almaktır. Çok soğuk sularda dahi vücudumuz bu soğuk suyu rahatlıkla tolere edecektir. Son olarak, ilk batış anında genelde baş yukarda ayak aşağıda şekilde dalarız. Ama batmakta güçlük çekiyorsak ve kulak açılmasında bir problem yok ise inişi baş aşağı ve biraz da palet yardımıyla yaparsak en fazla zorluk çekeceğimiz 5-7 m.yi rahatça ineriz ve daha sonra yüzerliliğimizin azaldığını fark ederiz.

Tamamen kendi malzemenize sahip olduğunuz zaman kullanacağınız ağırlığı da zaman içerisinde net olarak belirleyebilirsiniz. Alüminyum tüp kullanılması durumunda ekstradan 2 kg. yeterli olacaktır. Tavsiyem bu ağırlığı kemerinize takarak dengenizi bozmak yerine, başka bir kemerle alüminyum tüpün alt kısımına bağlamanızdır. Bu sayede hem eksiği tamamlamış, hem de içindeki hava azaldıkça yukarıya doğru kalkmaya çalışan tüpü aşağıda tutmuş olursunuz. Aman dikkat, kemeri sıkıca bağlayın ve düşmeyecek şekilde önlem alın yoksa dalış merkezinin sahibinden fırça yiyebilirsiniz…:)

Yüzerliliğinizdeki değişiklikleri denge yeleği ile düzenlerken dikkat etmeniz gereken husus, havayı basarken şişirme düğmesine kısa ve aralıklı olarak basmanızdır. “FOSSSSSSSSSSS” şeklinde basacağınız hava muhtemelen fazla gelecektir. Fazlayı yine “FOSSSSSSSSSS” şeklinde boşaltırsanız bu sefer de yeniden negatif hale gelebilirsiniz. Bunun yerine “PIST,…., PIST….” şeklinde kısa kısa basarak ve yüzerliliğinizi de bir yandan takip ederek daha iyi sonuç alırsınız. Unutmayınız ki sırtımızda taşıdığımız hava bizim içindir, sualtındaki balıklar için değil!..

Bu yazıda bahsettiğimiz iki konuyu birbiriyle bağlayarak üçüncüsüne girelim. Kusursuz bir yüzerliliğe sahip olur ve denge yeleğinizin içindeki havayı en aza indirmeyi başarırsanız dalışlarınızda süzülmeniz çok daha kolay ve zevkli olacaktır. Sualtındaki kayalıkların arasından ve üzerinden geçerken, mağara ve kovukların içinde hafifçe yükselir ve alçalırken yüzerliliğinizi kontrol edebileceğiniz nefis bir araç vardır vücunuzda: Akciğerleriniz. Yukarıda kısaca değindiğimiz gibi, hafifçe nefes alıp vererek yükselmek ya da alçalmak mümkün olacaktır.

İyi bir yüzerliliğe sahip olmak ve nefes kontrolüyle ayar yapabilmek sualtındaki fauna ve floraya istemeden de olsa verebileceğimiz zararı en aza indirgeyecektir. Farkında olmadan düşerek altımızdaki bir mercan oluşumuna, bir balık yuvasına ya da hassas bir dip canlısına zarar vermemiş oluruz. Ya da dip yapısı tamamen silt kaplı bir mağarada yere çökerek görüş kalitesini bozmaz ya da yanlışlıkla kovuğun tavanına çarparak sert tüpümüzle narin mercan ya da sünger dokusuna, kabukluların yuvalarına zarar vermemiş oluruz.

İleri dalış becerisi olarak değinebileceğimiz bir başka konu da palet kullanımıdır. Yüzerliliği iyi olan bir dalıcı paleti sadece hareket etmek için kullanacaktır. Yüzerliliğini korumak için değil. Palet kullanımının yavaş ve az olması eforu azaltarak solunumu rahatlatacağı gibi palet vuruş şeklinin de çok büyük önemi vardır. Serbest yüzüşte kullanılan ayakları aşağı ve yukarı çırparak yapılan palet hareketi hem enerjimizi tüketir, hem krampa yol açabilir ve bunlara ek olarak de dibe yakın yüzerken ya da mağara içlerinde müthiş kum kaldırarak görüşü sıfıra indirebilir. Bunun yerine kurbağalama ya da makas hareketine benzer bir şekilde palet vurmamız hem itiş hareketini daha güçlendirecektir hem de itilen suyun aşağıya değil de yukarı doğru hareket etmesini sağlayarak dipten kum ya da silt kalkmasını engelleyecektir. Paletlerimizin yanlışlıkla bir yerlere çarparak ortalığı kırıp dökmesine de engel olmuş oluruz.

Görüldüğü gibi doğru nefes, uygun ağırlık, kusursuz yüzerlilik ve etkin palet kullanımı hem dalış kalitemizi yükseltecek, hem dip zamanımızı artıracak, hem de misafiri olduğumuz mavi dünyanın zarar görmesini olabildiğince engelleyecektir. Bu konuda daha detaylı bilgi ve eğitim almak isteyenlerin PADI Peak Bouyancy Specialty (üst düzey yüzerlilik eğitimi) ya da dengi başka bir ekol eğitimi almasını tavsiye ederim.

Elbette bu konularda söylenebilecek daha pek çok şey var. Ancak hem zamanı hem de amacımı aşmamak açısından bundan sonrasını okuyucuların kendi çabalarına bırakmak gerekiyor.

Herkese iyi dalışlar diliyorum.

Yener Çeltikci
======================
PADI MSDT / EFRI #250682
CMAS – TSSF I1.TR.104860
ILS – TSSF Cankurtaran
http://www.yenerceltikci.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Kürekli tekneyle Atlas Okyanusu’nu geçti

Güney Afrikalı 42 yaşındaki Chris Bertish, kürekli tekne ile Atlas Okyanusu’nu geçen ilk insan oldu. …