Sessiz Dünya – 5

1943 yılında, Fransa düşman istilası altındaydı. Aranılan hiçbir ihtiyaç maddesi bulunamıyordu. Bandol’da, Barry villasında toplanmıştık. Philippe Tailliez, karısı ve oğlu, Claude ve İna Houlbregue, karım Simone, iki oğlum ve ben oradaydık. Her hafta Roger ve Ginette Gary villaya geliyor, bize yardım ediyorlardı O yaz mevsimini asla unutamam. Emile Gagnan’ın gönderdiği sandıktan çıkan küçük dalgıç cihazıyla en azından beş yüz dalış yaptık. Yeni cihazımıza iyice alışmıştık. Fakat, aradan zaman geçtikçe, beklenilmedik bir kazayla karşılaşmaktan çok korkuyorduk. Oksijen veya fernez cihazıyla yaptığımız dalışlarda, bazı kazalar atlatmıştık. Bunları nasıl önleyeceğimizi tecrübeyle bulmuştuk. Bu kazaların sebepleri çok basitti.

Yeni cihaz, daha geniş imkanlar sağladığı için, kaza ihtimalleri de çoğalmıştı. Her seferinde biraz daha derine dalıyorduk. Bu denemelerle fotoğraf makinelerimizi yanımızdan ayırmıyorduk. Philippe Tailliez, bir reçel kavanozunun içine bir Parthe-Baby yerleştirerek, bize önderlik etmişti. Daha sonra,ben de on altı milimetrelik bir sinema makinesini, bir otomobil iç lastiğinin içine yerleştirdim. 1942 yılında, elden düşme bir Kinoma satın almıştım. Daha sonraları, Macar mültecilerinden Heinic baba buna çok aydınlık bir mercek takmıştı. Le Mars savaş gemisinin mühendisi Leon Veche de bu Kinomaya su geçmez bir kutu yapmıştı. Savaş yıllarında otuz beş milimetrelik sinema filmi bulmak hemen hemen imkansızdı. Bu yüzden, ileride yapıştırıp birleştirmek üzere, Leica filmlerini biriktirmeye başlamıştım. Bir süre sonra, bu ilkel malzemeyle, denizaltıyla ilgili ilk filmimizi oynatmayı başardık. Filmimizin adı “On sekiz metre derinde” idi.

Bu başarıdan sonra, cesaretimiz çoğaldı. Daha geniş bir konuya geçtik. Batık gemileri ziyaret etmeyi düşünüyorduk. Fakat, bu iş için daha gelişmiş malzemeye ihtiyacımız vardı. Kaiser tarafından su geçmez bir kutu içine yerleştiren bir Le Blay kullanmaya başladık.

Marsilya’nın açığında Planier deniz feneri, 1944 yılında Almanlar tarafından sebepsiz olarak tahrip edilmişti. Fenerin bulunduğu adanın yakınında, Dalton adında bir İngiliz gemisi batık bir halde yatıyordu.

Resmi makamlardan gerekli izni aldıktan sonra Philippe Tailliez, Frederic Dumas, Roger Gary, Claude Holubregue ve ben, fenere erzak ve malzeme götüren gemiyle adaya gittik. Yanımızda gerekli olan her şeyi almıştık.

Adaya çıktıktan sonra, fenerin yakınındaki rıhtımın taş basamaklarından inerek, Dalton’a doğru yüzmeye başladık. Dalton, sarp bir kayanın dibinde çeşitli yerlerinden delinmiş bir demir yığını halinde yatıyordu. Yaşadıkları süre içinde ilk defa insan gören balıklar, oldukları yerde durarak, hareketlerimizi hayretle izliyorlardı. Bazıları, demir yığınının arasından geçip, daha uzakta meydana çıkıyorlardı. Geminin bulunduğu yeri çok meyilliydi. Dalton’un parçalanan ön kısmı yukarıya doğru kalkmıştı. Gemi sol tarafına doğru yan yatmıştı. Açık kalmış olan ambar deliği simsiyah görünüyordu. Kaptan köşkü yer değiştirmiş gibiydi. Ambarın iç bataklık haline gelmişti. Burada, geminin gövdesi iyice yassılmıştı. Büyük bir tünel halini alıyordu. Bu karanlık tünel, ileride denizde birleşiyordu.

Ortadan ikiye ayrılmış olan geminin her iki parçasını birleştirmek imkansızdı. İyice yaklaşınca, ön parçanın sol tarafa, arka parçanın sağ tarafa yatmış olduğunu gördük. Geminin yakınında, ışık daha donuk ve maviydi. Karşımıza çıkan kocaman balıklar kaçışıyorlardı. Adını bilmediğimiz çeşit çeşit renk renk balıklar birbirlerini büyük sürüler halinde izliyorlardı.

Kum olan zeminin tehlikesiz olduğuna inandıktan sonra, kaptan köşkünün etrafını dolaştık. Bunun altındaki karanlıkça bir çöküntüden içeri daldık. Midye bağlamış olan dümen çarkının etrafında, yosunlar küçük bir orman meydana getirmişlerdi. Bunun sağında ve solunda geometrik şekiller göze çarpıyordu. Dikkatle bakınca bunların kumanda boruları ve manometreler olduklarını anladık. Kaptan köşkü, arka ambara doğru meyletmişti.

Bu gemi bilemediğimiz çeşitli tehlikelerle dolu olabilirdi. Her tarafını gezmeğe cesaret edebilecek miydik? O anda hepimiz tereddüt içindeydik. Durumu sakin olarak gözden geçirmek için yukarıya çıktık. Karaya ayak bastığımız zaman karnımızın iyice acıkmış olduğunu hissettik.

Geminin yakınında gördüğümüz melanuryalar, istrongiloslar, kupesler, sarpalar, ispariler, sarıgözler, mercanlar, sinaritler, kurdele balıklar, barbunyalar, lapinalar, kırlangıçlar, dülger balıkları, levrekler bizden ürkmemişlerdi. Philippe Tailiez ve Frederic Dumas, karnımızı doyurabilmek için tekrar dalış yaptılar. On beş yirmi dakika sonra geriye döndükleri zaman yiyebileceğimizden daha çok miktarda hani balığı, levrek, barbunya, mercan ve sarıgöz getirdiler. Bu kadar bol miktarda yakaladığımız bu balıkları, profesyonel balıkçıların nadiren ele geçirebildiklerine eminim.

Karnımızı doyurduktan sonra, ertesi gün Dalton’un arka kısmına gitmeğe karar verdik.

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 4Sessiz Dünya – 6 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …