Sessiz Dünya – 22

Kablo uzadıkça, kafesin hareketleri de garipleşiyordu. Sık sık birbirlerine çarpan çelik tüplerin sesleri, denizin içinde komik sesler çıkartıyordu. Kafes bir çan, biz de onun tokmağı olmuştuk. En çok elimdeki kameranın zedelenmesinden korkuyordum. Dumas da, ucunda patlayıcı madde bulunan zıpkını korumaya çalışıyordu. İşte bu karışıklık içindeyken, arkadaşlarımdan birisinin çarpmasıyla maskem çıktı. Mağlubiyeti kabul etmeyerek, maskeyi yüzüme tekrar taktım. Bizi mümkün olduğu kadar çabuk aşağıya indirmeleri için gemiye işaret verdim. Bir kaç dakika sonra kafes dibe oturdu.

İkinci bir işaretimle kafesi biraz yukarı çektiler. Kafes, balçık zeminin üzerinde bir salıncak gibi sallanmaya başladı. Parmaklıklara tutunarak, etrafımızı seyretmeye koyulduk. Biraz uzağımızdan adını bilmediğimiz balıklar geçiyordu. Yassı ve yuvarlak olan bu balıkların yüzgeçleri sarı, vücutlarının diğer kısımları mavi ve kırmızı çizgiliydi. Gözlerinin etrafında geniş siyah lekeler vardı.

Bunlardan bir kaç tanesi kafesin önünde durarak, bize merakla baktıktan sonra, tekrar yollarına devam ettiler. Aynı anda, boyu en aşağı iki metre olan dev yapılı bir turna balığı lakayt hareketlerle çok yakınımızdan geçti. Boyu çok uzun olmasına rağmen, gövdesi o kadar kalın değildi. Eğer isterse parmaklıkların arasından rahatça geçebilirdi. Bu yırtıcı balıkla kafesin içinde mücadele etmek niyetinde değildim. Bizi yukarı çekmeleri için işaret verdim.

Kafesi ikinci defa Yeşil Burun adalarında kullandık. Denize boş olarak indirilen kafesi, denizin dibine oturttuk. Kafese ancak tehlike anında sığınmayı düşünüyorduk. Yukarı çektiğimiz zaman içinde köpek balıklarının dolaştığını hayretle gördük.

Radarımızla, Dakar civarında yirmi beş metre derinlikte batmış bir Fransız denizaltı gemisinin enkazını tespit etmiştik. Bir gün bu batık gemiyi ziyaret ettik. Geminin etrafı, şimdiye kadar görmediğimiz cinsten balıklarla sarılmıştı. Bunların arasına daldık. Bizden korkup kaçmadılar. Fakat, anlamadığımız bir sebeple birdenbire ürküp, dağılıverdiler. Bir kaç saniye içinde geminin etrafı boşalıverdi. Herhalde içimizden birisi, farkında olmadan sert bir vücut hareketi yapmıştı.

Denizde yaşayan canlılar arasında, insanın en çok yakınlık duyduğu yaratık muhakkak ki fok balığıdır. Çok eskiden, beyaz karınlı küçük fok balıklarına Akdenizde sık sık rastlanırdı. Karedenizden, Atlas okyanusuna kadar olan bölgede bol miktarda vardı. XVII. Asırda merhametsizce öldürüldüler. Böylece, fok nesline insafsız bir darbe indirilmiş oldu. Buna rağmen, Akdenizde arada sırada fok balığına tesadüf edilmektedir.

Korsikalı veya Kuzey Afrikalı bazı balıkçılar, bazen foklara rastladıklarını söylüyorlar. Bonifacio’da yaşlı bir adam bana, bazı fokların kıyıya çıktıklarını, bağlara girerek üzüm yediklerini söyledi. Foklar üzümü çok severlermiş.

Tunus’un 35 mil kuzeyinde bulunan, ıstakozlarıyla meşhur La Galite adasında; beyaz karınlı küçük fokların yaşadıklarını, hatta avlanıldıklarını duyduk.

Bu adada insanlar, foklarla amansız bir savaşa girişmişlerdi. Rastladıkları yerde fokları öldürmüşlerdi. Rastladıkları yerde fokları öldürmüşlerdi. Bize bu bilgiyi veren geveze bir balıkçı: “Bir kaç ay önce, adanın güneyinde bir fok vurdular, dedi. Hayvan, denize gömülerek, gözden kayboldu. Bütün aramalara rağmen ölüsünü bulamadılar. Fokların yaşadıkları bir mağara biliyorum. İsterseniz sizi oraya götürebilirim.”

Adamı takip ederek, üç mağarayı gezdik. Fakat hiçbirisinde fok izine rastlayamadık. Dördüncünün önüne gelince, Tailliez, Dumas ve Marcel İchac, sessizce mağaranın ağzına sokuldular. Ellerinde kocaman taşlar vardı. Bunları mağaradan içeri fırlattılar. Hayvanları ürküteceklerdi. Alinat’yla ben de suya dalarak, mağaranın tam karşısında durduk. Alinat, beş metre önümde, bir kayanın gerisine gizlendi. Bende kameramı ayarladım. Yukarıdakiler ellerindeki kocaman taşları mağaradan içeriye fırlatmaya devam ettiler.

Biraz sonra arkadaşlarımızın hayret dolu bakışları önünde iki kocaman fok belirdi. Dişi olan kurşuni renkteydi. Erkek ise bembeyazdı. Korkuyla dışarı fırlayan iki fok, süratle mağaranın civarından uzaklaşıp, denizin derinliklerinde kayboldular.

İlk saniyelerde mağaranın akranlık ağzında çok kocaman, beyaz bir gölge fark etmiştim. Bunu nadir rastlanan büyüklükte bir balık zannetmiştim. Bir fokun filmini çekmek maksadıyla orada beklediğim için, kısa bir tereddüt anı geçirmiştim. Beyaz bir fokla karşılaşacağımı asla düşünmemiştim. Alinat, daha yakın olduğu için, çıkan yaratığın bir fok olduğunu benden önce anlamış kameramı çalıştırmam için elleriyle, kollarıyla işaretler yapmaya başlamıştı. Fok ta bu hareketleri görerek, Alinat’dan iki adım ilerde durmuştu. Denizin altında ilk defa bir insanla karşılaşmış olduğu için, şaşırmış olmalıydı. Herhalde Alinat’ı hava kabarcıkları fışkırtan, iki kuyruklu bir balık zannetmişti.

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 21Sessiz Dünya – 23 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …