Sessiz Dünya – 6

Ertesi gün öğleye doğru yine aynı yerden daldık. Geminin gövdesini izleyerek, otuz beş metre derine indik. Su berraktı. Bu derinlikte cisimlerin gölgeleri yoktu. Geminin gövdesi, direkleri, insanlar ve balıklar, her taraftan ışıkla bir arada yoğrulmuş gibi görünürler.
Gemiye yaklaştıkça, arkadaki yara genişleyip, büyüdü. Tahta kısımlar çürüyüp döküldükleri için, arka güverte bir kafese benzemişti. Burada yeşil ve kahverengi yosunlar yoktu. Midye cinsinden kabuklu canlılar göze çarpıyordu. Barlam, mezgit, deniz sazanı sürüleri arka güverteyle kaptan köşkü arasını tamamı ile kaplamış gibiydiler. Mütereddit kulaçlar atarak, üst arka güverteye kadar yüzdük. Ayaklarımızı çürümüş güverteye basıp, parmaklığa dayanarak, aşağıya baktığımız zaman, uzaklarda kaybolan koyu renkli bir kum çölü gözlerimizin önüne serildi. Bu süre bu güzel manzarayı seyrettikten sonra, güverte parmaklığını aşarak, kendimizi o boşluğa bıraktık. Ağır ağır dibe indik. Uskur kuma yarıdan fazla gömülmüştü. İlk defa olarak bu kadar derine iniyorduk. Buna rağmen kendimizi çok iyi hissediyorduk.

Sadece, süratle yüzdüğümüz zaman kuvvetimiz kesiliyor, teneffüs tempomuz bozuluyordu. Bu kadar gezintiyi yeterli görerek, tekrar suyun üstüne çıktık. Bir kaç kulaçta sahile ulaştık. Bir kayanın üstüne oturduğum zaman, başımın şiddetle döndüğünü hissettim. Düşmemek için kayaya tutundum. Gözlerimi kapattım. Otuz saniye sonra tekrar açtığım zaman, yine eskisi gibi olduğumu fark ettim. Etrafıma baktım. Her taraf güneşin kuvvetli ışınlarıyla pırıl pırıl parlıyordu. Arkadaşım, başıma gelenleri fark edemediği için yanımdan ayrılmıştı. Yukarı çıktım. Taş basamaklardan birine oturdum. Denizi seyretmeye başladım.

Başıma gelen bu olay, derinden yüzeye çıktığımız sırada sık sık tekrarlanıyordu. Kulaklardan başlayan basınç dengesizliği, beyindeki denge merkezine kadar yayılıyordu. Neyse ki, o güne kadar bu durum hayati bakımdan önemli bir tehlike yaratmamıştı.
Orada on gün kadar kaldık. Her gün birkaç defa dalış yaparak, Dalton’un enkazını çeşitli yerlerden fotoğraflarını çektik. Böylece film arşivimizi daha çok genişletmiş olduk.

O güne kadar bir çok defa kırk metre derinliğe dalış yapmıştık. Bu denemeler, daha aşağılara inebileceğimiz kanaatini uyandırmıştı. Yaz mevsiminin sonuna doğru, Frederic Dumas’ın teklifine uyarak, çok önemli bir deneme yapmaya karar verdik. Ulaşabileceğimiz en çok derinliği tespit etmek istiyorduk.

“La maladie des caissons” denilen “basınç azalması kazaları”, ilk olarak 1878 yılında Poul Bert, daha sonra Haldane ve Behnke tarafından tetkik edilmişti. İngiliz hekimleri “Bend” dedikleri bu olay, basınç altında çalışanların hepsinin başına geliyordu. Köprü inşaatlarında çalışan dalgıçlar, inci ve sünger avcıları bu olayı çok iyi bilirler. Suyun yüzüne çıktıkları zaman, dayanılmaz sancılarla kıvranırlar, bükülen bellerini doğrultamazlar. Bu kazalar basit kaşıntılarla geçiştirilebildiği gibi, ölümle sonuçlanan damar tıkanmalarına kadar ulaşabilir. Bu arada, tahammül edilemeyecek sancılarla çeşitli felç olaylarını da söylemek gerekir. Denizcilerin derinlik sarhoşluğu veya vurgun dedikleri olayların gerçek sebepleri artık günümüzde bilimsel olarak tetkik edilmiştir. Alınan havanın içinde bulunan azot, dalgıcın kanında, karbonik gazın gazozda veya maden suyunda erimesi gibi erimektedir.

Eğer suyun yüzüne çıkışta bazı tedbirlere uyulmayacak olursa, kanda erimiş durumda olan azot, gazozdaki hava kabarcıklarına benzeyen kabarcıklar durumuna geçmektedir. İşte bu anda damarlar, kapağı aşınmış bir gazoz şişesine benzerler. Bunu çok iyi bildiğimiz için, girişeceğimiz teşebbüs sırasında derinde uzun süre kalmamaya karar vermiştik.

1943 yılı, ekim ayında, bir gün öğleden sonra, Marsilya’ya yakın çok küçük bir balıkçı kasabası olan Goudes’da, resmi ve sivil kimselerin önünde ilk denemelerimizi yaptık. Her beş metrede bir kocaman bir düğüm atılmış olan yüz metrelik ince halat, Mathieu adındaki bir mühendis ve Gaudry adındaki kasaba noteri tarafından dikkatle kontrol edildi. Karada yapılan bu incelemeden sonra, iki motora dolarak , deneme yerine gittik. Bu motorlardan biri, içinde bulunduğumuz sandalı bir halatla çekti.

O güne kadar kalabalık önünde hiç dalış yapmamıştık. Üzerimize dikilen meraklı günler bizi rahatsız ediyorlardı. Buna rağmen kendimize güvenimiz sonsuzdu. Sadece bizi üzen ve terettüde düşüren tek nota, denizin durgun ve berrak olmayışıydı.

Aldığımız karara göre Frederic Dumas, beş metrede bir düğümlü olan ipe tutuna tutuna, ayakları aşağıda olmak üzere derine inecekti. İpin ucunda çok büyük bir demir vardı. Böylece ince halatın mümkün olduğu kadar dik durmasını temin etmeye çalışmıştık. Frederic Dumas, inebileceği en derin noktaya ulaştığı zaman, en yakınındaki düğümü, kemerine bağlayarak, derhal yukarıya çıkacaktı. Biraz önce de belirttiğim gibi hava iyice kapalıydı. Kuvvetli bir sonbahar rüzgarı esiyordu. Deniz bir hayli çırpıntılıydı. İlk motor, yetmiş beş metre derinlikte demirlendi. Motora çarpan dalgalar, güvertenin üzerinden aşıp, öteki taraftan akıyordu. Bu sapsarı su hiçbirimizin hoşuna gitmemişti.

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 5Sessiz Dünya – 7 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …