Sessiz Dünya – 26

Bir gün Port-Cros’da Dumas orta büyüklükte bir ahtapot yakaladı. Kısa bir süre onu kolları arasında tuttuktan sonra serbest bıraktı. Hayvan, suyun içinde süratle uzaklaşmaya başladı. Ahtapot, özel bir kesenin içine emdiği deniz suyunu, kuvvetle püskürtmek suretiyle, hemen hemen tepkili uçakların işleme prensibine yakın bir sistemle hareket eder. Bu sırada kolları, arkalarında serbestçe sallanır. Kısa hamlelerle, orta bir süratle ilerler. Uzak bir mesafeden takip eden Dumas, kısa bir zamanda onu kolayca yakaladı. Bu sefer ahtapot, mürekkebini yüzüne fışkırttı. Bir hayli yorulmuştu. Bununla beraber savaşı bırakmadı. Vantuzlarıyla yere yapıştıktan sonra da, bulunduğu yerin rengini aldı. Dumas, ahtapotun hareketlerini inatla izliyordu. Hangi metoda başvurursa vursun, onu bırakmak niyetinde değildi. Nitekim, ahtapotu tekrar ellerinin arasına aldı. Sonuncu kurnazlığın fayda etmediğini gören ahtapot, süratle suyun üstüne çıktı. Dumas da arkasından gitti. Tekrar onu yakaladı. Dumas, ahtapotu yakalayıp, bırakmak suretiyle, maksadının düşmanca olmadığını anlatmak istiyordu. Böylece hayvanın zekasına hitap eden Dumas, uzun uğraşmalardan sonra maksadını anlatabildi. Bu metod, hayvanı yorup, bıktırmak esasına dayanıyordu. İncitmeden yakalayıp bırakan Dumas’la ahtapot böylece bir denizaltı balesi yapmaya başladılar. Ben de bu ilgi çekici sahnenin bol bol filmini çektim.

Bazı balıkçılar, yakaladıkları pastenagları karaya çıkardıkları zaman yaralanırlar. İçlerinde tecrübeli olanlar, bir tedbir olmak üzere, zehirli olan kuyruklarını derhal keserler. Yaralar derhal iltihaplanıp, şişerler. Pastenaglarla, hangi cinsi olursa olsun vatozlar, dalıcılar için tehlikeli değildirler. Kuyruktaki dikenler, birer savunma silahıdırlar. Gövdeye yakın yerde olan bu diken, en çok kuyruğun altındadır.

Dumas, bir gün iri bir vatozu takip ediyordu. Bu şans eseri olarak hayvanı kuyruğundan tutmaya muvaffak olmuştu. Tecrübesi olmayanlar tarafından tehlikeli ve cüretkar bir hareket zannedilecek olan bu davranış, aslında dikenden korunmak için en emin çaredir. Çünkü vatoz, böyle bir vaziyetle karşı karşıya kalınca, bütün gücünü kullanarak kurtulmaya çalışacaktır. Kuyruğu yüzücünün elinde olduğu için, dikenini kullanmaya imkan bulamayacaktır. Bu diken, arkadan veya üstten gelecek tecavüzlere karşı önemli bir silahtır. Hayvan önden gelen hücumlarda bu dikeni kullanamaz. Farkında olmadan bir vatozun üstüne basan bir yüzücü, bu dikenle yaralanmaktan kendisini kurtaramaz. Tecavüze uğradığını zanneden hayvan, ani refleksle kuyruğunu savurunca, diken yüzücüye batar. Bu da yüzücünün bir kaç hafta hastanede yatmasına sebep olur.

Bir gün, Yeşil Burun takımadalarından Praia adası civarında, denize dalmıştık. Birdenbire suyun karardığını fark ettim. Karada olduğu gibi, denizler aleminde de bulutların olduğunu zannettim. Bu tahminimde yanılıyordum. Dumas’ın işaretlerini takip ederek, yukarıya bakınca, tam üzerimizden muazzam bir re-manta geçiyordu. Kanatlarının iki ucu arasındaki mesafe altı veya yedi metreydi. Güneşin ışığını kapatıyordu. İlerleyişi bir planörün süzülüşüne benziyordu.

Dumas bir gün bir kaplumbağaya arkadan yaklaştı. Kabuğunu her iki yanından yakaladı. Kaplumbağa bu temastan ürkerek, ayaklarını sandal küreği gibi süratle hareket ettirdi. Dumas da inat ettiği için, tutunduğu yerden ellerini çekmedi. Böylece, kaplumbağa Dumas’ı suyun içinde gezdirmeye başladı. Ben de, bir daha yakalamayacağım bu fırsatı kaçırmayarak, bol bol film çektim

Balıkların çeşitli savunma silahları vardır. En önemlileri şunlardır: Süratli kaçış, bulunduğu yerin rengini almak ve zehirli dikenler. Mürenanın savunma silahı ise, korkunç bakışlarıyla, keskin ve kuvvetli dişleridir. Bu görünüşüyle, bir düşmana yaklaşırken, vahşi bir kediye benzer.

Mürenalar batık gemilerle, denize düşen kalın demir boruları çok severler. Bunların içine yuvalandıktan sonra, yaklaşanlara korkunç nazarlarla bakmaya başlarlar. Bu görünüşü gerçekten korkunçtur. Fakat, onun saldırgan bir balık olduğunu zannetmemelisiniz.

Sulhsever bir yaratıktır. Sadece, rahatsız edilmekten hoşlanmazlar. Menfaatlerini korumak endişesindedirler. Bu sebeple, mütecavizleri bir ısırışta yok etmeye çalışırlar.

Bütün bu anlattıklarımızdan sonra, denizdeki yaratıkların bizim için tamamıyla tehlikesiz olduklarını zannetmemelisiniz. Deniz, hiç ümit edilmedik tehlikeli yaratıklarla doludur. Bunlardan birisi de, deniz kestanelerinin bir cinsidir. Amatörler, denizin dibinden bunları toplamaktan büyük bir zevk duyarlar.

Fakat, karşı karşıya oldukları tehlikeden habersizdirler. Halbuki, bunun üstündeki dikenler yüzücünün etine saplanıp, uçları içerde kırılırsa, uzun zaman iyileşmeyen iltihaplı yaralara sebep olurlar. Mürenalardan çok, deniz kestanelerinden sakınmak daha isabetli bir hareket olur.

Tehlikeli deniz yaratıklarından biri de deniz analarıdır. İlim kitaplarında adı “Aurelia aurita” olarak geçen deniz anaları bence birer küçük mayından farksızdırlar. Deniz analarının bazıları zehirlidir. Hafif bir temas, zehrin insana geçmesine sebep olabilir. Bu zehir, insanda şok tesiri gösterir. Bunların içinde en meşhur ve en tehlikeli olanları fizalyalardır. Bunların plajlara yerleşip kalmaları zaman zaman yaz mevsimlerinde o kıyıların insanlar tarafından terk edilmelerine sebep olmuştur. Denizin yüzünden perde saçağına benzeyen zehirli organlarını sürükleyerek yüzerler. Bir gün Bermuda açıklarında denize dalmıştım. Suyun yüzüne çıkmak istediğim zaman, fizalyalarla örtülü olduğunu görmüştük. İki veya üç metre derinlikteyken tehlikede değildim. Fakat, bunlara sürtünerek, dışarı çıkmam imkansızdı. Kilometrelerce karelik bir alanı kaplayan fizalyalar uzun uzun tetkik etmek fırsatını bulmuştum. Dışarıya çıkmak için yaptığım her teşebbüste, aşağıya doğru sarkan zehirli uzun saçaklar çok yakınımda hissediyordum. Ölüm tehlikesini göze alamadığım için, denizin serbest bir yerini bulmak için uzun uzun dipte dolaştım.

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 25Sessiz Dünya – 27 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …