Sessiz Dünya – 24

Kazablanka’ya geldiğimiz zaman Suzi altı günden beri açtı. Şehirdeki Belediye yüzme havuzunu kiralamayı düşündük. İlgililerle pazarlık yaptığımız sırada, bir Arap balıkçı gemiye geldi. Demir parmaklıkların gerisinde somurtarak yatan Suzi’yi kısa bir süre seyrettikten sonra: ” Bu hayvana ahtapot vermelisiniz, Foklar, ahtapotu çok severler.” Kolunu heyecanla sıkarak: ” Haklısın !… dedim. Haydi bize ahtapot bul.”

Arap balıkçı gemiden ayrıldı. Biraz uzaktaki zeytin ağacından bir dal kesti. Dalkıranın etrafındaki kayaların üstüne çıkarak, dalı suyun içinde süratle hareket ettirmeye başladı. Zeytin dalındaki yapraklar, denizde zaman zaman parıldıyorlardı. Bu parıltı, yüzlerce minik ampulünün yanıp, sönüşüne benziyordu. Yakınlardaki bir ahtapot, bu parıltıları ufak bir balık sürüsü zannederek, kollarından biriyle dala sarıldı. Biraz sonra diğer kollar, birinciyi takip ettiler. O anda da balıkçı dalı süratle dışarı çekti. Yirmi dakika sonra, üç ahtapotla gemiye döndü.

Ahtapotları Suzi’ye uzattık. Günlerden beri neşesiz ve sönük olan bakışlar birdenbire parlayıverdiler. Ahtapotları birer birer yutuverdi.
O andan itibaren, eski neşesizliği kayboldu. Uzattığımız bütün balıkları iştahla yutmaya başladı. Oyunbaz bir hal alıverdi. Kafesi süpürülürken, süpürge karnına değecek olursa, garip bir tarzda bağırıyordu. Bu hal bir kaç defa tekrarlanınca, durumu anlamakta gecikmedik. Karnının fırçalanmasından hoşlanıyordu. Bu sebeple Suzi’nin karnını arada sırada fırçalamak bir alışkanlık halini aldı. Kazablanka’da bulunduğumuz süre içinde, aşağı yukarı her sabah Suzi’nin neşeli bağırmalarıyla uyanıyordum. Güverteye çıkıp, etrafıma bakınca her seferinde, yakında ki bir gemide, bir tayfanın süpürgeyle temizlik yaptığını görüyordum. Suzi süpürgeyi görüp, alışık olduğu sesi duyunca karnının fırçalanması için feryat ediyordu.

Ne yazık ki, Suzi’yle dostluk bize çok pahalıya mal oluyordu.Elie-Monnier’deki misafirliğinin ilk ayında, Toulon’da, kırk bin frank değerinde balık yedi. Ufak bir hesapla, biraz büyüdüğü zaman biz senede iki milyon franka mal olacağı meydana çıkıyordu.
Suzi’yi, Akdenizin herhangi bir noktasında serbest bırakabilirdik.

Fakat, insanlara alışmış olan Suzi, plajlara çıkacak, yüzücüleri korkutacaktı. Karşılaştığı ilk balıkçıda onu acımadan öldürecekti. Onu tekrar Rio de Oro’ya göndermek imkansızdı.Göndersek bile, insanlara alışmış olan Suzi’yi acaba diğer foklar tekrar aralarına almak isteyecekler miydi? Çaresizlik içinde kalarak, Suzi’yi üzüle üzüle Marsilya hayvanat bahçesine hediye ettik.

– VII –

En güzel hatıralarımız Yeşil Burun adalarındaki dalışlarımıza aittir. Mürekkep balıklarını veya ahtapotları, başımızı suya biraz sokunca çok iyi görüyorduk.

Rastladığımız en ilgi çekici balıklar muhakkak ki ilim kitaplarında “rajidal” adıyla anılanlardır. Ege denizi, Marmara ve Karadeniz de, boyları iyice ufalmış olan bu vatozların (70 ile 120 santim) üç tona yaklaşan türlerine tesadüf etmiştik. Akdenizli balıkçıların “deniz vampiri” veya “deniz yarasası” dedikleri bu “re-leopar” veya “re-manta” ların, mübalağalı tarzda genişleyen yan yüzgeçleri, bu balığın yassı ve baklava biçimini almasını sağlamıştır. Çok uzun olan kuyruğu dikenlidir. Bazı cinslerinde bu dikenler zehirlidir. Ağzı ve galsamaları karnında gözleri sırtındadır. Bazı türlerinin boyları sekiz metreye, ağırlığı üç tona yaklaşır. Arada sırada suyun dışına yaptıkları sıçrayışlar, uçuyormuş hissini uyandırır. Bunları avlamak, cesaret ve ustalık ister. Basit bir dikkatsizlik, ölümle sonuçlanabilir.

Boa Vista adası dolaylarında ıstakozlar o kadar çoktular ki, yuva bulmakta bir hayli zorluk çekiyorlardı. Yuva kuracak yer bulamayan bu mavi ıstakozlar, şehrin sokaklarında serbestçe dolaşıyorlardı.

Yeşil Burun adalarında rastladığımız en ilgi çekici balık, muhakkak ki kaval balığıdır. Bu balığı düşünürken süpürge sopası gibi sert ve dik bir gövdenin ucuna bir at başı, diğer ucuna gerçek bir balık kuyruğu eklemelidir. Yüzerken kuyruğundan ve gövdesinden faydalanmaz. Göğüs yüzgeçlerini süratle hareket ettirerek, suyun içinde ilerlerler.

İleriye olduğu kadar geriye doğru da yüzebilir. Dimdik durduğu zamanlar, kendini son derece rahat hisseder. Kaval balığı, sıcak denizlerin en komik balığıdır. Bazen bunlardan yüzlercesinin bir oyuktan çıktığını gördük. Onları, bir bardağın içine batırılmış kurşun kalemlere benzettik.

Sık sık rastladığımız manzaralardan biri de, bir kaval balığının kendinden daha büyük bir balığın sırtına binerek dolaşmasıdır. Bu haliyle, sırtına binmiş olduğu balığın dostluğunu sağlamaya çalışır gibidir. Bu davranışında hiç bir düşmanlık yoktur. Zaten kaval balığı ancak kendisinden çok küçükleri yer. Aynı büyüklükte olanlara hiçbir zararı dokunmaz. Hem cinslerinden birinin yiyeceğine ortak olmaya kalkışmaz. Sırtına bindiği balık ilkönce bu davranışa bin mana veremeyerek, sırnaşık misafirin kısa bir süre sonra ayrılacağını düşünür. Fakat, sırtından bir türlü ayrılmadığını görünce, bir kuyruk darbesiyle ondan kurtulmak ister. Halbuki kaval balığı çok inatçıdır. Öteki balığın sırtına daha çok yapışır. Fakat, diğerinin tahammülü kalmadığı için, bir silkinişte bu arzu edilmeyen yol arkadaşından kurtulur.

 

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 23Sessiz Dünya – 25 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …