Sessiz Dünya – 7

Ben, yardımcı dalgıçtım. Tehlike anında, Frederic Dumas’ın yanına koşacaktım.

İlk olarak ben denize girdim. Kuvvetli bir akıntıyla bir hayli uzağa sürüklendim. Motordan suya sarkan merdivene ulaşıp, tekrar tutunabilmek için, büyük bir çaba saf etmek zorunda kaldım. Bu da beni bir hayli yordu. Hazır olduğumu gören Frederic Dumas da suya girdi. Ben bu sırada düğümlü ipi tutabilmek için dalgalarla mücadele ediyordum. Böylece daha deneme başlamadan önce, bir hayli kuvvetten düşmüş bulunuyordum. Bu sırada gözümü Frederic Dumas’tan ayırmıyordum. Onun da düğümlü ipe ulaşmak aynı engelle savaştığını görüyordum. İnce halatı yakaladığı zaman çok yorulmuş olduğunu fark ettim. Nitekim Frederic Dumas, dalmadan önce kısa bir süre dinlenmeyi faydalı buldu. Ona doğru bütün gücümle yüzdüm. Fakat yanına yaklaşmaya imkan bulamadım. Frederic Dumas, ipe tutunarak aşağı doğru inmeye başlamıştı. Ben de arkasından suya daldım. Otuz metre derinliğe kadar izledim. Sonra orada beklemeye başladım. Bir kaç saniye içinde Fredic Dumas’ın elleri, başı ve gövdesi, suyun içinde. Derinliklerde gözden kayboldu.

Daha sonraları, Frederic Dumas’ın hatıra defterinde bu dalış hakkında şu satırları okuduk: “Custeau’yu geçtim. Bu ayrıntıyla uğraşarak, zaman kaybetmek istemiyordum. Bunun iki sebebi olabilirdi. Ya güneş erken batmış ya da gözlerim zayıflamıştı. Yeteri kadar derine indiğimi zannetmiyordum. Fakat, bir hayli yorulmuştum. Nefeslerim sıklaşmıştı. İnce halat derinlere sarkıyor gibiydi. Sert ve oynaktı.

Aşağıya indikçe, ince halatın dibe doğru meyilli olarak yoluna devam ettiğini zannediyordum. Ümitsizliğim her an biraz daha çoğalıyordu. Birdenbire kendimi sarhoş gibi hissettim. Kulaklarım uğulduyordu. Ağzımda alışık olmadığım, kötü bir tat belirmişti. Buna, bakır veya bronz gibi madeni bir tat denebilirdi. Suyun akıntısıyla, iki yana yalpa vuran bir sarhoş gibi sallanmaya başladım. Cousteau’yu ve yukarıdakileri tamamen unuttum. Suyun içinde garip hayaletler dolaşmaya başlamıştı. Bunları görmek istemiyordum. Fakat bu garip hayaletler bir türlü gözlerimin önünden uzaklaşmıyorlardı. Mümkün olduğu kadar gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Bulunduğum derinlik aydınlık olmasına rağmen, etrafımı net olarak göremiyordum. En yakın düğümü el yordamıyla arayıp bulduktan sonra kemerime bağladım. Süratle yukarıya doğru çıkmaya başladım. Sarhoşluğum yavaş yavaş azalıyordu. Bu sırada daha derine inmediğim için kendi kendime öfkelendim. Cousteau’nun yanından hızla geçtim. Sudan çıktım. Motorun güvertesine uzandım. Bir sigara yaktım. Aşağıda kaç dakika kaldığımı arkadaşlara sordum.

Yedi dakika kaldığımı öğrendim. Tanıklar yukarı çekilen tüpü dikkatle kontrol ettiler. Ne durumda olduğumu fark etmeden, gürültülü bir tarzda gevezelik ediyorlardı.”

Frederic Dumas’ın arkasından en de motora çıktım. Noter mösye Gaudry, ipi dikkatle kontrol etti. Ulaşılan derinliğin altmış iki metre olduğunu bildirdi. Bu, bizim için yeni bir rekordu. Dalgıç cihazı kullanan hiçbir dalıcı o güne kadar bu derinliğe inememişti.

Frederic Dumas’ın altmış iki metre derinlikte hissettiği sarhoşluğu, yıllarca önce Behnke, “azot baygınlığı” adı altında tıbbi bültenlerde yayınlamıştı. Fakat, bu bültenin tetkik etmeye henüz imkan bulamamıştık.

Amelliyat olanlar çok iyi bilirler. Uyutucu maddenin teneffüs edildiği ilk anda hafif bir uyuma isteği belirir. İşte “derinlik sarhoşluğunun” ilk anında da insan aynı isteği duyar. Daha sonra, kendini tabiat dışı bir varlık olarak hissetmeye başlar. Buna aşırı duyarlılık da denebilir. Bu olay, derine dalmak isteyenlerin önüne dikilen en önemli engellerden biridir. Bilginler bu olayı tetkik etmiş olmalarına rağmen, gerçek sebebi açık bir şekilde izah edememişlerdir.

Krada bulunduğumuz zaman, havanın azotu yüzünden meydana gelen sarhoşluğu bünyemiz otomatik olarak yok etmektedir. Böylece bunu hissedememekteyiz.

Kırk metre derinliğe yaptığımız ilk dalışlarımız üzerinden on yıl geçmiş bulunuyor. Artık,kadın veya erkek, her yaştan amatör dalıcılar, bir kaç denemeden sonra bu derinliğe rahatça ulaşabiliyorlar. Üstelik bu işi normal bir olay olarak görüyorlar. Arkadaşımız Dobois, kamyonetiyle kıyıları dolaşarak, isteyenlere dalgıç cihazıyla dalış dersleri veriyor. Bu dersleri dinleyerek dalış yapan acemiler de, hiç bir zorluk çekmiyorlardı. Frederic Dumas’ın, Philippe Tailliez’in ve benim, yıllarca önce bu konuda çektiğimiz üzüntüleri hatırladıkça, bu amatör dalıcıları hem memnunlukla seyrediyor, hem de kıskanıyorduk.

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 6Sessiz Dünya – 8 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …