Sessiz Dünya – 25

Cebelitarık Boğazı, memeli deniz hayvanlarını tetkik etmek isteyenler için ideal bir yerdir. Binlerce Yunus balığı veya balina, günün her saatinde Akdenizden Okyanusa veya Okyanustan Akdeniz’e geçer. Bu göçlerin esrarı henüz bilginler tarafından çözülememiştir. Bir gün, Elie Monnier’i boğazın ortasında durdurmuştuk. Dumas denize dalmış, geminin altından geçen domuz balıklarının filmini çekmeye başlamıştı. Bu sırada ben de Tailliez’le beraber güverte parmaklığına dayanmış, çok yakınımızdan geçen Yunus balıklarını seyrediyordum. Yunus sürüsü İspanya sahilinden Afrika’ya doğru akıyordu.

Dumas işini bitirince, gemi tekrar harekete geçti. Yunuslar bir yelpaze gibi açılarak, bizimle yarış etmeye başladılar. Nefes almak için suyun üstüne fırlıyorlar, sonra köpükler çıkartarak tekrar dalıyorlardı. Dalan yunusun yerine bir başkası tekrar suyun üstünde beliriyordu. Geminin sürati çoğaldığı zaman, içlerinden bazısı suyun üstünde yan yatarak, gülen gözlerle bizi seyrediyordu. Aradaki açıklığın aynı kalmasına dikkat ediyorlardı. Sonra birdenbire, anlaşılamayan bir sebeple hepsi denize daldı. Bir daha görünmedi.

Yunusları uzun uzun tetkik etmiştik. Bazen onlarla beraber suya dalmıştık. Bun takip ve yarış sırasında, zaman zaman dalgaların iki metre üstüne üstüne sıçradıktan sonra, kuyruklarının üstüne büyük bir gürültüyle dimdik düştüklerini görmüştük. Davranışlarına bakarak, alaycı olduklarına hükmetmek mümkündür.

Okyanusta, Cebelitarık boğazından kırk mil uzakta olduğumuz bir sırada, tesadüfen büyük bir yunus sürüsünün arasına girmiştik. Elie-Monnier’nin sürati on bir mildi. Yunuslar, Cebelitarık boğazının ortasından geçecek bir çizginin üstündeydiler. Bulunduğumuz yerden boğazı görmek imkansızdı. Tasarladığımız önemli denemelerden birini yapabilmek için geminin süratini çoğaltarak, sürünün önüne geçtim. Daha sonra, rotamızı beş veya altı derece değiştirdim. Birkaç dakika bizi takip ettiler. Kurnazlığımızla onları aldattığımızı zannettiğim bir sırada, birdenbire gemiyi takip etmekten vazgeçerek, ilk istikametlerine döndüler. Tekrar rotamızı değiştirerek, sürünün ortasına girdim. Yönlerini tetkik ettiğim zaman, Cebelitarık Boğazından geçen eksen üzerinde olduklarını hayretle gördüm.

Uçsuz bucaksız denizin ortasında yönlerini tam olarak nasıl kestirebiliyorlardı? Acaba insanların henüz keşfedemedikleri bir radar sistemine mi sahiptiler? Bu muammayı çözememiştik.

Balıkçıların anlattıkları hikayeler, dünyanın kuruluşu kadar eskidir. Şairlerle gemiciler el ele vererek, efsanelerin doğuşunda rol oynamışlardır. Gazete ve dergiler de, deniz canavarları efsanesinin zaman zaman canlanmasına yardımcı olmuşlardır.

Bir asır önce, hepimizin bildiği klasik dalgıç elbisesi icat edilip de birkaç kişi denize dalınca, bu efsaneler tekrar dirilmişti. Herkes, o dalgıcın denizaltı canavarlarıyla savaşmak için denize daldığını tekrarlamaya başlamıştı. Masalarında oturan yazarlar, bu dalgıçların kanlı mücadelelerini tasvir eden heyecanlı makaleler yazmışlardı. Dalgıçlar, sükutlarıyla bu efsanelerin zenginleşmesine sebep oldukları için töhmet altında tutulamazlar. Bakır başlık ve kauçuk elbise içinde, zor şartlara göğüs gererek çalışan bu insanlar, hava borularının şiddetle çekilip sarsılmalarına dev bir ahtapotun mu, yoksa bir demir putrelin mi sebep olduğunu asla anlayamazlar.

Çıplak vücutla denize dalan ve serbestçe yüzen bir insan, bambaşka bir alemdeki hayata girmiş, orada bulunanları öğrenmeye başlamış demektir. Başka dalgıçlar tarafından da takip edilebilir. Balık – adamla beraber, bu efsaneler de son bulunacaktır.

İnsanları derinliklerde tehdit eden en büyük tehlike köpek balıkları, ahtapotlar, yılan balıkları, mürenalar(*), pastenağlar(**), ve- mantarlardır. Bu deniz canavarlarının hepsiyle karşılaştık. Sadece, çok derinliklerde yaşayan dev mürekkep balıklarını göremedik. Bu arada, köpek balıkları konusunda bazı tereddütlerimizin olduğunu da söylemek zorundayım.

Eğer köpek balıklarını bir kenara bırakacak olursak, bahsetmiş olduğum diğer canavarlar zannedildiği gibi zararlı ve korkunç değildirler. Karşılaştığınız zaman lakayt bir tarzda yanınızdan geçip giderler. Bazen de, yakından tetkik etmek için merakla yanınıza yaklaşırlar. Bazısı da yanlarına gidildiği zaman, korkarak kaçarlar.
Tecrübelerimizin Akdeniz’de, Kızıldeniz’de ve Atlas Okyanusunun Afrika’ya yakın yerlerinde yapıldığını ileri sürerek, diğer denizlerde yaşayan aynı canavarların belki de böyle zararsız olmadıklarını iddia edebilirsiniz. Fakat, ahtapot, hangi denizde bulunursa bulunsun, korku ve tiksinti yaratan bir yaratıktır.

(*) MÜRENA: Sıcak denizlerde yaşarlar. Boylarının bir kaç metreyi geçtiği sık sık görülür. Göğüs yüzgeçleri yoktur. Yırtıcıdırlar. Gövdeleri pulsuz ve kaygandır. Belirli renkleri yoktur. Vücutları parlak, göz alıcı renklerle örtülüdür. Kıyılara yakın yerlerde yaşarlar.

(**) PASTENAG: İlim kitaplarında geçen adı “Dasyatis Pastinaca” olan bu balık,dış görünüşüyle Re-mantalara çok benzer. Bu sebeple, pastenagları, re-mantalarla karıştıranlar çoktur. İnce uzun bir kuyruğu olup, yüzgeçlerden mahrumdur. Kuyruğunda ve sırtında, değişik miktarda, tüylü ve zehirli dikenler vardır.

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas
Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 24Sessiz Dünya – 26 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …