Sessiz Dünya – 10

Gemide, daha önceleri hiç kimse yaşamamış gibiydi. Tayfalar, Polypheme’i batırmadan önce, işe yarayabilen her şeyi karaya taşımışlardı. Gemi terk edilmiş bir apartman dairesi gibi bomboştu.

Hyeres civarını gösteren deniz haritalarında, körfezin içinde, noktalı çizgiyle etrafı çevrilmiş “batık gemi” kelimesine rastlanır. Burada, elli yıl önce başka bir gemiyle çarpışıp batan Ferranda isimli bir İspanyol gemisi yatmaktadır. Haritada işaretlenmiş olmasına rağmen onu bulmak çok zordur. Bizi oraya götüren balıkçı bütün işaretleri bildiğini iddia ediyordu. Belirli yere yaklaştıkça, iddialı hali yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Tam yerine geldiğimiz zaman da tamamıyla şaşkın bir tavır takındı. Neyse ki, beş yüz metre ilerde gözümüze bir duba çarptı. Bu dubanın çelik halatı bizi doğruca Ferrando’nun mezarına götürdü.

Gemi yirmi beş veya otuz metre derinlikte sol tarafına yatmıştı. Burun kısmında, bir kaç yerde kocaman iki yara vardı. Bu geniş deliklerden çeşit çeşit, renk renk balıklar, sürüler halinde girip çıkıyorlardı. Takılarak kalan balık ağları, manzaraya başka bir çeşni katıyordu. Balıkçılar, batık gemilerin balık ve ıstakoz yatağı olduklarını da asla unutmazlar.

Ambarın hizasında, zeminde, yosun tutmuş keskin ve sivri köşeli, taşlar göze çarpıyordu. Bunlardan birkaçını alarak, geminin gövdesine vurduk. Ufak parçalara bölünerek, dibe çöktüler. Bunlar Ferrando’nun depolarından denize dökülmüş olan taşkömürleriydi. Aradan elli sene geçmiş olmasına rağmen özelliklerinden hiç bir şey kaybetmemişlerdi.

Ambar kapaklarından geçerek, gemiye girdik. Bir kilisenin iç kısmı gibi, geniş bir boşlukla karşılaştık. Tavanı tutan kalın demir direkler ve mavi camlar dikkatimizi çekti. Dalgıçların, gemiye girmek için açtıkları geniş delikten kalın bir ışık demeti, etrafımızı görmemize yardım ediyordu. Dalgıçlar, arada sırada gelerek, Ferrando’yu yağma etmişlerdi.

Bu büyük bir gemiydi. Fakat, bir harabeye dönmemişti. Geminin iç kısmının, evvelce bir gemiye ait olduğunu belli eden hiçbir şey kalmamış gibiydi. Arka bölmelerde birkaç kırık tabak, tencere ve siyahlaşmış, parça parça bir aynadan başka bir şeye rastlayamadık.

İç kısmının filmini çektikten sonra, geminin dışında dolaştık. Uskurun gömüldüğü kum tabakası, kirli gri renkteydi.

Frederic Dumas, geminin arka kısmından otuz metre uzakta, Japon porseleninden, ince işlemeli, zarif bir vazo buldu. Bunun biraz ilerisinde çatlak sırlı porselen iri bir tas ele geçirdi. Daha ilerde ise, gözün alabildiğine uzanan bir yosun ormanı başlıyordu. Bu yosunların arasında, manevralarda kullanılan obüs mermileri bulduk.

Frederic Dumas, Japon porseleninden vazoyla, çatlak sırlı porselenden tası hatıra olarak hala saklıyor.

IV

Savaş sona erince, bir şatoda denizcilerin tekrar toplanabilecekleri bir merkez kurabilmek için, Marsilya’da faaliyete geçtim. Bu arada geleceğimi de düşünmem gerekiyordu. Garnizon komutan yardımcılığı istikbalim için bir garanti sayılabilirdi. Bu görevde kaldığım süre içinde vatanıma faydalı olacağımda muhakkaktı. Fakat, resmi görevlerim dışında yaptığım araştırma ve teşebbüslerle, yeni dalış metotları keşfetmiş bulunuyordum. Bu araştırmalarda beni yalnız bırakmayan arkadaşlarımla teşkilatlanacak olursak, bahriyeye daha faydalı olacağımıza inanıyordum. Balıkadam olarak, bizi bekleyen bir sürü iş vardı. Bunların başında, harp sırasında intihar etmiş gemilerin, nerede bulundukları bilinmeyen serseri denizaltı mayınlarının yerlerini tespit etmek gerekiyordu. Kıyılar, bunlardan temizlenmedikçe, güvenliğin tam olduğu söylenemezdi.

Genel Kurmaydakileri ikna edebilmek için Paris’e gittim. Kısa bir zamanda, giriştiğim teşebbüsün zorluğunu derhal anladım. Heyecanla vereceğimiz izahattın, Bakanlıktaki yüksek rütbeli subayları etkilemeyeceğini gördüm.

Paris’teki Bakanlık ilgilileri, denizaltı çalışmalarında klasik dalgıç tipinden vazgeçmek istemiyorlardı. Altı kurşun kaplı ayakkabılarla, kauçuk elbiselere alışmışlardı.

Amiral Lemonnier’in de hazır bulunduğu genel kurmay ilgililerine, Tailliez ve Dumas’la beraber denizaltında çektiğimiz filmleri göstermeye karar verdim. Böylece, çalışmalarımızı ve elde ettiğimiz sonuçları gözleriyle görmüş olacaklardı.

Filmin projeksiyonu düşündüğüm etkiyi yapmıştı. Ertesi sabah, istediğim resmi izin belgesi cebimdeydi.

Tailliez, diğer amatörce projelerden vazgeçerek, bize katılmayı kabul etti. Tailliez, diğer amatörce projelerinden vazgeçerek, bize katılmayı kabul etti. Artık ormanları ve ırmakları düşünmüyordum. Dumas’ı sivil eksper olarak gurubumuza aldık. Limandaki bir binanın kapısına, şu tabelayı astık:

DENİZ ALTI ARAŞTIRMALARI GRUBU.

Philippe’i grubumuzun başkanı yaptık. Böylece, rüyalarımızın gerçek olması için ilk adımı atmış oluyorduk.

O sırada grubumuzda şu kimseler vardı: Philippe Tailliez, Frederic Dumas, onbaşı Bertran ve ben.

Malzeme olarak elimizde iki dalgıç cihazından başka bir şey yoktu. Bundan sonra grubumuzdan bahsederken (D.A.G.) harflerini kullanacağız.

D.A.G.’ı tasarladığımız şekilde geliştirebilmemiz için, en kısa zamanda faaliyete geçmemiz, herkesin gözünü üstümüze çekecek heyecan verici işler yapmamız gerekiyordu.

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas

Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 9Sessiz Dünya – 11 >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …