Sessiz Dünya – 28

Hançerle mücadele etmek çok komik olacaktı. Fakat, hançerden ve fotoğraf makinesinden başka hiçbir silahımız da yoktu. Düşünmeden fotoğraf makinesini ileri doğru uzattım. Düğmeye bastım. Üstüme gelen canavarın filmini çekmeye başladım. Geçen her saniye canavarın filmini çekmeye başladım. Geçen her saniye canavarın başının irileştiğini fark ediyordum. Biraz sonra, fırın gibi açılan kocaman bir ağızdan başka bir şey göremez oldum. Şuursuz bir hareketle fotoğraf makinesini canavarın yüzüne vurdum. Aynı anda, kuvvetli bir kuyruk darbesiyle dalgalanan suyun vücuduma çarptığını ve köpek balığının sürtünürcesine yanımdan geçtiğini hissettim. Başımı çevirip baktığım zaman dört kulaç ilerde olduğunu gördüm. Anlamsız bakışlarının üzerimizden ayırmadan, tekrar etrafımızda geniş daireler çizmeye başlamıştı.

Bütün bunlar olup biterken, diğer iki köpek balığı bize adamakıllı yaklaşmış, bu garip deniz altı balesine iştirak etmişti. Muhakkak gemiye dönmemiz gerekiyordu. Aynı şeyi, aynı anda düşünmüştük. Dumas’la beraber, suyun yüzüne yükseldik. Başımızı sudan dışarı çıkardık. Vücudumuz korkuyla titredi. Elie-Monier üç yüz metre uzaktaydı. İzimizi kaybetmişti. Kolumuzu kuvvetle sallamaya başladık.

Bu işaretimize hiçbir cevap alamadık. O anda köpek balıklarına yem olmak için daha mükemmel poz alamazdık. Başımız dışarıda, ayaklarımız suyun içindeydi. Canavarların, bacaklarımızı sosis gibi birer lokmada yutuvermeleri işten bile değildi. Endişeyle aşağıya baktım. Üç köpek balığı da süratle yukarıya yükseliyordu. Tekrar suya daldık. Cephe aldık. Onlar da yeniden etrafımızda daireler çizmeye başladılar. İki veya üç metre derinlikte olduğumuz müddetçe saldırmaya cesaret edemiyorlardı. Aynı durumu koruyarak, gemiye doğru yaklaşmaya çalıştık. Fakat, pusula veya işaret noktaları olmadan, aynı istikamette on metre bile yüzmek imkansızdı. En çok bacaklarımızdan korkuyor, onları korumak için elimizden geleni yapıyorduk. Bunun tek çaresi başlaşa durmaktı. Böylece birbirimizin bacaklarını göz hapsine almış oluyorduk. Sırayla suyun yüzüne çıkıyor, kolumuzu bir müddet sallıyor, tekrar dalıyorduk. Bu sırada, derinde kalmış olan, diğerini korumaya çalışıyordu.

İşte bu suyun üstüne çıkışlardan birindeydi. Mavi köpek balıklarından biri, Dumas’ın bacaklarına iyice yaklaşmıştı. Bütün gücümle bağırdım. Dumas, çıkardığım sesi duydu. Canavarla yüz yüze geldi. Köpek balığı fırsatı kaçırmış olduğunu anlayınca süratli bir dönüş yaparak, uzaklaştı.

Hemen hemen kuvvetimizi kaybetmiş durumdaydık. Suyun altında yarım saatten beri kalmış olduğumuzu tahmin ediyordum. Kısa bir süre sonra tüplerimizdeki hava bitecekti. O zaman dudaklarımızın arasından hava borusunun ağızlığını çıkarıp, tüpleri denize attıktan sonra suyun üstüne çıkmak ve serbest dalışlarda kendimizi korumak zorunda kalacaktık.

İşte bu ümitsizlik anımızda, hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Köpek balıkları etrafımızda devamlı olarak daire çizmekten vazgeçerek, süratle uzaklaştılar. Buna hiçbir mana verememiş, gözlerimize inanamamıştık. Bu tereddütlü anda, üstümüzde büyük bir gölge belirmişti. Bu gölge, Elie- Monnier’nin sandalına aitti. Sandalın yaklaşması onların kaçmalarına sebep olmuştu. Arkadaşların yardımıyla sandala çıktık. Bitkin bir halde uzandık. Arkadaşların yardımıyla sandala çıktık. Bitkin bir halde uzandık. Arkadaşlardan, suyun içinde ancak yirmi dakika kalmış olduğumuzu öğrenince, hayretimiz sonsuz olmuştu.

Gemidekiler, hava kabarcıklarımızı göremeyince telaşlanmışlardı. Sandal tesadüfen üzerimizden geçmemiş olsaydı, köpek balıklarıyla bir süre daha mücadele edebilecek miydik acaba? Bu suale cevap vermek imkansızdı.

İlk deniz altı gözlüğümüz bizde şiddetli bir istek uyandırmıştı. Bu arzu, bizi denizin derinliklerine doğru çekmişti. Çocukça bir hevesle çektiğimiz fotoğraflar, zamanla mükemmel bir koleksiyonun meydana gelmesine sebep oldu. Cihazlarımızı geliştirerek, önemli ilerlemeler yaptık. En sonunda bu dalışlar bilimsel araştırmalar halini aldı. Karşılaştığımız herkes bize hep şu suali soruyor: “Niçin denize dalmak için bu kadar ısrar ve inat ediyorsunuz?”

Yeryüzünde, insanların ve hayvanların yaşadıkları kısım, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar ince bir tabaka halindedir. Halbuki denizlerde durum tamamıyla bunun tersindedir. Hareketli bir ortam olan denizin her tarafı canlılarla doludur. Karalar barındırdıkları canlılar bakımından, denizlerin yanında çok küçük kalmaktadır. Günün birinde insanların, denizlerde yaşamanın çarelerini araştıracaklarına inanmaktayım.

Yazarlar: Jacques – Yves Cousteau ve Frederic Dumas

Tercüme eden: Necat Coşkun

Yazı Dizisinin Diğer Bölümleri<< Sessiz Dünya – 27

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …