Tekne Sahibi Olmanın Keyfi kadar Zorlukları da Vardır – 2

Oturduğum arka havuzluktan yekeyi, ana yelkeni, flok ve genoa yı pek rahat kullanabiliyordum. Hem apaz hem de orsa seyrinde iyi netice veriyordu. İki yataklı kamarası kuzine ve wc si bile vardı.

Heybelinin Değirmen Burnu koyuna bir tonoz yapıp bağladık. Halki Palastaki penceremden gözümün önünde duruyor ve eserimle iftihar ediyordum. Işıkla çok denizler dolaştık bütün Marmara’yı kuzey Egeyi her türlü hava koşulunda defalarca geçtik, Karadeniz’e çıktık Kefken sahillerine kadar birkaç defa gidip geldik.

Bu arada ben çalıştığım banka da dış işler müdürü olmuştum bilahare de bir ihracat şirketinin genel müdürü oldum. İstesem çok lüks bir kotra alabilirdim. Ama kendi elimin ürünü olan Işık benim için vazgeçilmez olmuştu. Bu arada sık sık yurt dışına iş seyahatleri yapmak zorunda idim ve takayı Ayvansaray da beraber aldığımız ve sonra ortadan kaybolan arkadaşım da babasının ricasını kıramadığım için benim yanımda çalışmaya başlamıştı.

Ona bir kere daha güvenmenin cezasını yine acı olarak çektim. Işık için İstanbul Yelken Kulübünün çekek yerinde (şimdi yok tabi çünkü orasını daha güçlü olanlar alıp kapalı yüzme havuzu yaptılar) rezervasyon yaptırmıştım. Seyahate çıkacağım için bu malum arkadaşa memurum olması sebebiyle de ben yokken tekneyi çekip üzerini örtmesi talimatını verdim ve yurt dışına gittim.

Geldiğimde teknenin yerine çekildiğini söyledi. İşim yoğundu ve bu konuyu yaza kadar unutmuştum. Artık Sarıyer e taşınmıştım ve deniz kıyısında oturuyordum, işe gidip gelirken genelde Maslak yolunu kullanırdım. Fakat bir gün sahilden geçeceğim tuttu ve bir de ne göreyim; bizim Işık Arnavutköy sahilinde duruyor. Hemen bir sorgu sual, iş anlaşıldı. Bizim malum arkadaş kendisine çekek için bıraktığım parayı yemiş ve yerine koyamayıp çekecek yer de bulamayınca tekneyi getirip oraya bağlamış.

Gereken tepkiyi verdik ama merhametli yanım yine suistimal edildi ve işinden atmadım. Sözüm ona iyi bakıyor ve ilgileniyordu. O yıl çok şiddetli bir kış oldu, 1987 Martında bütün yollar karla kapandı ve o gün fabrikaya gidemedim Taksimde bir arkadaşımın şube müdürü olduğu banka şubesine kadar anca varabildim ve oradan telefonla fabrikayı tatil ettiğimi bildirdim. Ancak geri dönebilmek pek zor oldu; zar zor bulabildiğim bir taksi sahilden gidebildi ve Arnavutköy den geçerken gayrı ihtiyari tekneye baktım ve beynimden vurulmuşa döndüm.

Çünkü sadece direğin ucu görünüyordu, batmıştı…..Bir daha o arkadaşı ne gören nede bilen oldu ortadan buharlaşıp kaybolmuştu evi de boşaltmışlardı. Kar tipi berbat bir hava çaresiz bir durum.

Boğaz kıyıları yar gibidir birden uçurum şeklinde derinleşiverir. Tekne sahile bağlı olduğu halat tuttuğu için yardan aşağı derinliklere süzülüp gitmemişti ama her an ip kopabilir ve kayıp derinliklerde kaybolabilirdi. O benim el emeğimdi ve bir tekneden öte manevi değeri olan bir nesne idi onu feda edemezdim. Derinlere kayıp gitmeden önce kurtarmam ve çıkartmam gerekiyordu. Ama nasıl? Hem de o havada..

Vakit kaybetmeden Rumeli Kavağına gidip balıkçı kahvehanesine daldım, dışarıda tipi göz gözü görmüyor, tüm balıkçılar kahvede iskambil ve tavla oynuyorlardı. Kahveciye en büyük boom u olan motor kimin diye sordum bir reis gösterdi. Pişti oynuyordu. Yanına gittim ve

– Denize çıkman için iyi bir sebep olsa ne yaparsın dedim.
– Hiçbir sebep denize çıkmamamdan iyi değildir bu havada diye cevap verdi.

Buna rağmen kısaca olayı anlattım ve tekneyi kurtarmak için boomla askıya alıp, bordaya yedekleyerek bağladıktan sonra bir taraftan dasintine pompası ile boşaltıp su azaldıkça ve tekne yükseldikçe azar azar boomla kaldırıp suyu boşaltmak suretiyle kurtarmayı teklif ettim.
Ne istersin diye sordum. O gün için çok fahiş bir rakam istedi ve bunu eminim ki veremeyeceğimi düşünerek teklif etti. Çaresizdim ve Kabul dedim. Şaşırdı ama artık lafından da geri dönemedi ve

– Hadi yaylanun gideyruz uşaklar…deyip tayfası ile beraber harekete geçtiler amma! Çok daha önemli bir sorun vardı..

Nasıl batık teknenin altından sapan geçirilecekti? Mutlaka birinin dalması ve teknenin altından onu kaldırmak üzere booma bağlayacak kalın sapan denilen halatları geçirip bir ucunu güverteye vermesi gerekiyordu. Yoksa Işık ı kurtarmak mümkün olamazdı.

O havada değil dalmak kimsenin sobanın başından bile kalkmaya niyeti yok ne yapacağız diye diye Büyükdere deki Gemi kurtarma istasyonuna gittik. Alemdar gemisinin dalgıcı Osman bey soba başında oturmuş hafif hafif kestiriyordu. Durumu anlattım kahkahalarla gülmeye başladı. Her halde halime acımış olmalı ki dört aylık maaşı karşılığında dalmaya razı oldu. Onu da aldık ve yola çıktık.

devam edecek …

 

Kemal BARAL
Ekonomist – Amatör Denizci

barallar@isnet.net.tr

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Ege’de gönüllü cankurtaran birliği

Türkiye’den Yunanistan’a geçmek için her gün onlarca bot Ege Denizi’ne açılırken, göç sırasında kazalara müdahale …