Tekne Sahibi Olmanın Keyfi kadar Zorlukları da Vardır – 3

Bir saat kadar sonra Arnavutköy de idik. Henüz sahil kazıklı yolla mücehhez değildi, kıçtan kara bağlandık ve Osman 6 mm kalınlığındaki elbisesini giymeden önce balıkçı gemisinin sac sobasında terleyip kıpkırmızı oluncaya kadar ısındı, vücudunu yağladılar elbiseyi giydirdiler ve denize atladı. Cozzzzz diye bir ses çıktı ve iki dakika kadar sonra Osman morarmış bir halde kendini dışarı attı. Çok soğuktu ve sapanı takamamıştı… Aynı sahneler iki defa daha tekrarlandı ve sonunda sapan geçirildi.

Güçlü vinç koskocaman ağır ağ makarası ile destekli halatlar ile sapan geçirilmiş Işık ı yavaş yavaş su üstüne doğru kaldırmaya başladı.

Bu esnada sahil meraklılarla dolmuş ortalık o kar ve tipi ye rağmen anababa gününe dönmüş trafik tıkanmıştı. Herkes bu acayip operasyonu merakla izliyordu.

Beş dakika sonra Işık ın güvertesi su sathı ile ayni hizaya geldi. Bakımsızlıktan ve suyu boşaltılmadığı için ve sonunda yağan karın da ağırlığı ile havuz kısmının tahliye delikleri su seviyesine kadar inip oralardan da su almaya başlayınca batmıştı anlaşılan. Yani çok iyi bakarım merak etmeyin diye af dileyen o namussuzun ihmali yüzünden!

Batık tekne su seviyesine kadar vinçle kaldırılınca bordaya sıkı sıkı bağlayıp yedeklediler. Büyük motorun sintine tulumbasının hortumu kotranın içine sokuldu ve içindeki su boşaltılmaya başlandı. Su boşaldıkça tekne yükseliyor ve yükseldikçe de boomla biraz daha yukarı kaldırılıyordu.

Bu arada sahilden ayrıldık ve bu işleme Rumeli kavağına doğru giderken yolda da devam ettik. İstinye açıklarına geldiğimizde Işık artık tamamiyle yüzüyordu ve içine girdim. Mahvolmuş ne yatak , ne mutfak. Ne motor hiçbirinde hal kalmamış. Hırsımdan ve üzüntümden gözlerim dolu dolu oldu. Her hangi bir delik yoktu ve aynen yukarıda anlattığım üzere ihmal ve bakımsızlıktan yavaş yavaş batmıştı. Fakat onu kurtardığım için mutlu idim.

Işığı Rumeli Kavağına getirip Tellibaba mevkiindeki bir çekek yerine çektik. Epeyce tamirler gördü ama artık eski havası kalmamıştı ve tabir yerinde ise “sıtkım sıyrılmıştı“. Bir yıl sonra da sattım.

Bu olaydan çıkarılacak ders ve tekne sahiplerine tavsiyem, kendi işlerini kendilerinin takip etmesi ve kolay kolay kimseye güvenmemeleridir. Nitekim geçen sonbahar bir tekne transferi esnasında Kuşadası civarında tekne de kiralık kaptan da buharlaştılar yok oldular, çok şüpheli ve manidar bir örnek daha.

Peki ben gerekli dersi almış mı idim? Öyle sanıyordum ama alamamışım ki yeni teknem de başıma gelenleri yaşamak durumunda kaldım.

————————————–

Geçen zaman içinde hep yeni bir yelkenliye sahip olma isteği vardı içimde. Ancak, istediğim özelliklere sahip bir tekne olsun istiyordum. Hazır tekneler ile pek ilgilenmedim çünkü fiber tekneleri sevemedim hiçbir zaman; denizde dalga yediği zaman çok ses yapıyor, bir kaza esnasında acil onarım şansı az, ahşabın sıcaklığından mahrum ve nedense en gelişmişi bile bana soğuk ve biraz banyo küvetinde imiş hissi veriyor. Neymiş, bakımı daha azmış!.

Aslında değil, bir kere iyi bir yelken performansı almak için karinanın düz ve pürüzsüz olması gerekir, kekamoz tutmaması mümkün değil bu yüzden mutlaka her sezon zehirlisinin yenilenmesi gerekli ve bu yüzden karaya çekilmesi lazım. Mutlaka orasında burasında ahşap parça kullanılıyor ve bunlar kontrplaktan yapılıyor genellikle birkaç zımparadan sonra kaplama kısmı incelip bozuluyor, bunların verniği ile bordanın boyanması mı bütün bakım istemeyen kısmı? Bana göre önemli bir avantaj değil.

Zira şimdi ahşap teknelerde modern yapım teknikleri kullanılıyor, eskiden olduğu gibi tek kat armuz kaplama ve su yaptı diye yağlı macun, o da yetmezse kalafat gibi işler bitti. Şimdi lamine tekniği ile şaşırtmalı çift kat kaplamalar ve arası epoksi malzeme ile ahşap işi yapılıyor, eğriler ve postalar da lamine kat kat ince tahta şeritlerin yapıştırılıp şekillendirilmesi ile yapılıyor, Hatta omurga ve bodoslamalar bile aynı teknikle yapılıyor. (Eskiden buna benzer bir usulle ağaç buharda veya sıcak suda ısıtılarak yumuşatılıp şekil verilmek suretiyle basma triz tabir edilen yöntem kullanılırdı. Bunun güzel örnekleri halen Harun ustanın, Athar ustanın atölyelerinden çıkmış teknelerde görülebilir. Çoktan otuz yaşlarını geçmiş bu örnekler dipdiri kalabilmiş vaziyette.) Bu tekniğin önemli avantajları var, bir kere ağacın çalışması tabir edilen atmosfer şartlarından ve nemden etkilenme olayı minimize oluyor. Ahşabın kendi damar doku yapısı itibariyle sayına ve suyuna işlenmesi nedeniyle kasılıp çatlama ve kırılmalar söz konusu olmuyor.

İşte bu teknikle yapılmış bir ahşap tekne istiyordum. Fakat, bu teknolojinin ülkemizde uygulanması beş altı senelik bir geçmişe sahip daha önce pek bilinmiyordu. Bu tür teknelerin hazır seri üretimi de yoktu, (bu sene bir firmanın standart olarak hazır üretime başladığını öğrendim) sipariş üzerine imal edilmesi gerekli idi.

Zamanı kısıtlı olan birinin harcı değil sipariş bir tekneyi yaptırabilmek ve o bol zaman bende yoktu. Ayrıca, en büyük sorunlardan biri de plan ve proje meselesidir. Gemi inşa mühendisi olarak bir de yat planı çizmiş ve çizmekte olan kaç kişi var acaba? Gemi mühendisleri odasına sordum lütfedip bir cevap bile vermediler. Birkaç uyanık inanılmaz fahiş rakamlar talep ederek (4bin USD ila 7bin USD arasında ) dışarıdan hazır getirtecekleri planlar üzerinde oynayarak proje yapmayı öneriyor.

Oysa ki, uluslararası yat planları yapan firmalar var ve bunlar sipariş üzerine plan yapmaları halinde bile azami 2 bin USD gibi rakamlarla mükemmel çalışmalar yaptıkları gibi; daha önce ürettikleri planları bin USD nin altında sağlayabiliyorlar. Bruce Roberts AU- Atkin Co USA-Tedbrawer USA gibi firmalar en tanınmış olanları.

Anlaşıldığı üzere bu tür bir tekne yaptırmak başlı başına bir meşgale, zaman ayırmak ilgilenmek gerekiyor ne yazık bu zamanı bulamamıştım bir türlü.
devam edecek …

 

Kemal BARAL
Ekonomist – Amatör Denizci

barallar@isnet.net.tr

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Ege’de gönüllü cankurtaran birliği

Türkiye’den Yunanistan’a geçmek için her gün onlarca bot Ege Denizi’ne açılırken, göç sırasında kazalara müdahale …