Okyanusta bir Türk Kızı: Hülya Leigh

Geçtiğimiz hafta, Herodot Üçüncü Yaş Akademisi tarafından bir söyleşi gerçekleştirildi. Herodot Üçüncü Yaş Akademisi (H3A) Türkiye’de 2010’da kurulmuş, kendi türünde bir ilk olan konuksever bir oluşum. Değişik ülkelerden, farklı altyapılara sahip üyelerden oluşuyor. Bu üyeler, mesleklerindeki profesyonel çalışmalarını tamamladıkları halde, faal olmak, yeni insanlar tanımak, yerel ve bölgesel seyahatler yapmak ve üçüncü yaş olarak nitelenen ve halâ hayat dolu oldukları bir dönemde, öğrenimlerine devam etmek isteyen insanlar… Üyelerinin beceri ve ilgi alanlarını paylaşmak, sosyal ve kültürel bağlarını güçlendirmek amacını güden, yaşam deneyimlerinin aktarılmasıyla kültür ve vizyonu desteklemeyi hedefleyen bu derneğin yönetimi ve üyeler, kendi kendine öğrenme konseptini benimsiyor ve bu konsepti teşvik ediyor.

Söyleşinin konuğu olan Hülya Leigh; 1961 İstanbul doğumlu. 1998-2004 yılları arasında Akdeniz, Karayipler ve ABD’nin doğu kıyısındaki nehir ve kanalları dolaşıp iki kez Atlantik’i geçen, bir Türk kadın denizcinin yazdığı ilk yelken yolculuğu kitabının yazarı.

Hülya Leigh, Antalya’da bir havayolları şirketinde yönetici olarak çalışırken eşiyle tanışıyor ve daha önce hiç tanımadığı deniz dünyasının içine dalıyor bir anda. Eşinin kendi elleriyle yaptığı tekne Blue Belle, önce balayı otelleri, sonra evleri, en son da hayatı yeniden keşfettikleri küçük ama sonsuz dünyaları oluyor. Leigh, tüm yıl çalışıp yıllık izinlerinde gideceği yerlerin hayalini kurarken; dünyayı görmenin daha maceralı ve daha keyifli bir yolu olduğunu eşi Derek’le tanışınca öğreniyor.

Hülya Leigh söyleşisinden çıkartılabilecek en önemli ders, denizde yaşamın insana kattıkları. Aslında yaşamın her alanında uygulanması gereken eşsiz değerleri, yazar şöyle anlatıyor:

. Hayat basitleşiyor, yavaşlıyor.

. Aslında gerçekten ihtiyacımız olanın çok daha fazlası için çalışıyoruz. Oysa ki unutulmamalı ki “Az, çoktur”

. Az şeye sahip olmak sizi daha yaratıcı kılar.

. Sürekli sonuç odaklı düşünmek düşünce kıvraklığı sağlar.

. Zorluklardan şikayet etmek yerine onları birer öğrenme aracı olarak dönüştürebiliriz.

. İnsan vücudu zor gibi görünen konularda bile her şeye uyumlanabilme yeteneğine sahiptir.

. Fırtınayı beklemek, fırtınanın içinde olmaktan çok daha kötüdür.

. Doğa ve denizde herkes eşittir.

. Kötü mürettebat yoktur, kötü kaptan vardır.

. Tekne = Mutluluk mudur? Şart değil. Eğer yanınızda doğru kişi varsa mutluluğu karavanda da bulabilirsiniz. Veya çadırda, hatta “evim” diyebildiğiniz ve özgür olabildiğiniz her yerde.

Yazarın kitabı yazmaktaki amacı, sadece gezdiği yerleri aktarmak veya yabancı denizcilerin bilgi ve deneyimlerini iletmek değil. Asıl amacı kadınlara ulaşıp onlara mavi bir dünyanın kapılarını aralamak. Yola çıkmadan önce Turizm Bakanlığı’nın broşürlerini dosya yapıp yanlarına alan çift, yolda karşılaştıkları tüm denizcilere bunları gösterip Türkiye’nin gönüllü turizm elçiliğini de yapmış. “Kendi dilimizde, kendi ülkemizde, okyanusları aşmış kadın denizcilerimizin sayısı o kadar az ki… Hele ki Kuzey Atlantik’i doğuya doğru geçmiş olanlar yok denecek kadar az. Oysa denizde yaşamak, okyanuslara açılmak, mavi özgürlüğü tatmak hiç de imkansız bir şey değil. İki gönül bir olduktan sonra, tamamlanmamış bir tekne, ufak bir bütçe ve hatta peşinizde bir de tüylü miço ile aşılamayacak ufuk yok. İhtiyacınız olan tek şey iyi bir tekne ve iyi bir kaptan… Gerisi belki de hayatta bir kez yaşanabilecek bir rüyayı gerçekleştirmeye kalıyor. Biz başardıktan sonra neden siz yapamayasınız ” diyor Hülya Leigh ve ekliyor: “Biz eşimle bu yola çıktığımızda iki alternatif vardı: Ya birbirimizin en iyi arkadaşı olacaktık, ya da bir daha birbirimizin yüzünü bile görmek istemeyecektik”.

Deniz, kendine öylesine çekiyor ki, yıllar sonra annesinin rahatsızlığı nedeniyle tekrar apartman hayatına dönmek durumunda kalan Leigh, her şeyin çok büyük, çok gürültülü ve çok kalabalık olmasına bir türlü alışamıyor. Bir odaya girdiğinde öbür odada ne yaptığını unutuyor. Pencere kapalıyken uyuyamıyor, açtığında da caddenin gürültüsü onu unutmuyor. Misafir geldiğinde farkında olmadan çay bardaklarını yarım dolduruyor. Ablası gülümseyerek uyarıyor, “Hülya, teknede değilsin, burası sallanmıyor. Bardakları tam doldurabilirsin, merak etme, dökülmez”

Ne yazık ki, Hülya Leigh, yol arkadaşını, yoldaşı Derek’i 2006 yılında aniden kaybediyor. “Tekneler, iyi bakıldığında yüz yıl bile yaşarlar” dermiş eşi. Hayatı da böyle dolu dolu yaşadığında, anılar da yüzlerce, binlerce yürekte yaşıyor. Tıpkı şimdi olduğu gibi…

 

 

 

The pessimist complains about the wind; the optimist expects it to change; the realist adjusts the sails.

William Arthur Ward

 

 

 

 

 

HÜLYA LEIGH

1961 İstanbul doğumlu. Ankara Üniversitesi, DTCF Alman Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Havacılık sektöründe geçirdiği uzun yılların ardından, 1996’da eşi Derek Leigh ile evlendi ve kısa bir süre sonra evlerini satıp, Derek’in kendi yaptığı yelkenli tekne “Blue Belle”de yaşamaya başladılar. 1998-2004 yılları arasında Akdeniz, Karayipler ve ABD’nin doğu kıyısındaki nehir ve kanalları dolaşıp, iki kez Atlantik Okyanusu’nu geçtiler. Bu seyirleri esnasında en fazla 25 gün hiç kara görmeden denizde yaşayan Hülya Leigh’nin bu eşsiz deneyimi 2005 yılında Naviga Yayıncılık tarafından “Okyanusta Bir Türk Kızı” adıyla kitap olarak yayınlandı. 2017’de ikinci baskısı yapıldı.

2006’da eşi Derek’i kaybeden Hülya Leigh bu güne kadar dört kitap çevirdi. Kendisi halen Bodrum’da yaşamakta ve beşinci çevirisi olan Dalmaçya Kıyıları (Cem Kozlu) üzerinde çalışmakta.

İngilizce’den Türkçe’ye çevirdiği denizcilikle ilgili eserler;

–      2007  Tanrının Terk Ettiği Deniz Derek Lundy

–      2008  Avucumdaki Dünya Ellen McArthur

–      2011  İlk Defa Tek Başına Jochua Slocum

–      2015 Başıboş Steven Callahan

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Silent 55: Güneş enerjisi lüks ile birleşirse…

“Ardınızda bıraktığınız karbon ayak iziniz değil; denizden taşıdığınız kumlar olsun” Güneş enerjisi ile çalışan araçların …