Go Diving! 2006 Su Altı Turizmi

Mavi dünyanın hayranı olan biri olarak Bodrum’a ilk olarak 1967senesinde gitmiştim, o zamanki gördüklerim şimdi sadece eski siyah beyaz fotoğraflarda kaldı. Daha sonraki yıllarda turizm’e atılarak acenta kurup Bodrum’da ülkemizin ilk dalış okulunu kurdum.

80’li yıllarda dalış turizmi şimdiki kadar gelişmemiş olmasına rağmen çeşitli ülke dalıcılarını dalış merkezi kurulmuş bölgelerde görebiliyorduk Dış ülkelerden gelenlerin inebileceği bir hava alanı ve yollarımız olmamasına karşı canı Ege ve Akdenizin bu kesimlerini keşfetmek isteyen İtalyan, Fransız, Alman dalgıçlar Türkiyeye dalmaya geliyorlardı.

Daha sonraki yıllar içersinde Türkiye’ye geliş şartları daha kolay ve ucuzlamaya başlamasına rağmen ülkeye döviz bırakacak dalıcı giriş adedinde büyük düşüş yaşandı. Bunun nedeni yeni dalış ürünü üretememek ve bizim mavi derinliklerimizdeki sualtı yaşamını bir türlü duyuramamaktı.

Bodrum’un dalış turizmine sunacağı o kadar fazladır ki, uygun ellerde Bodrum dalıcılığın Akdenizde Mekkesi haline gelebilir. Evet ama bizim denizlerimiz tropikmi! Türk dalgıçlar bile bayramlarda Kızıldeniz ve diğer tropik destinasyonlara gidiyor diye bir soru akla gelebilir. Daha öncede belirttiğim gibi bu dalış yapılan bölgede dalış ürününün çeşitliliğinin az oluşundan kaynaklanmaktadır. Yirmi seneyi aşkın bir süre içersinde dalış yasaklarının kaldırıldığı ( en az 5 sene evvel kaldırılan noktalar) dalış bölgeleri dalış merkezleri tarafından adeta koruma altına alınmış ve hiç bir şekilde buralarda balık avlamak, dinamit atılması gibi faliyetlere müsade edilmemiştir, şimdi bu bölgelerde, yaşayan türler çoğalmış, denizin altı akvaryum gibi, renkli ve cazip bir hal almıştır. Ayrıca bu sualtı canlılığına ekleyebileceğimiz binlerce yıllık gemi kalıntıları bu suları canlı bir film stüdyosu haline getirmektedir.

Yıl 2005, Türk dalıcısı hala kendi kara suları içersinde bulunan yasak bölgelerden ötürü kendi denizlerine yabancı kalmaktadır. Bu yasak bölgeler askeri midir? Hayır, Askeri olanlar haritalarda açık olarak belirtilmişlerdir. Peki diğer yasaklar ne içindir? Kesinlikle biz dalgıçları daldırmamak içindir.

Altmışlı yıllarda başlayan sualtı arkeolojik kazıları günümüze kadar sürmüş ve bu arada, yıllar içinde yapılan araştırmalarda batık gemi veya kalıntı olabileceği saptanan her yer yasak bölge içine alınmıştır. Peki burada, sualtı kazısı yapmayı gerektirecek bir buluntu var mıdır? Hayır yoktur, o zaman niye yasak kardeşim! Arkeolojik değeri olmayan, kazı yapılmayacak noktaların yasağını tamemen kaldırında, turizmin bu kolundan da döviz aksın. Kötümü olur yani!! Yüzlerce antik batık veya kalıntı tesbit ettiğini söyleyen araştırma yapan kuruluşlar, hala batık gemi aramaktadırlar, bu kadar batık bulduysan neden kazı yapmıyorsun?

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde, sualtından çıkarılmış yüzlerce eser sergilenmektedir. INA(Institute of Nautical Archaeology) ve Türk katılımcıların yaptıkları çalışmalar hayranlık uyandırmaktadır. Sualtı arkeoloğu ve Bodrum Müze müdürü Oğuz Alpözen’nin müzenin bu hale getirilişinde ve dünya çapında bir sualtı müzesi oluşundaki katkıları hiç bir zaman unutulmayacaktır.

Bakın sualtı ürünü dedik, sualtı ürünü ne demektir? Sualtı ürünü dalıcılar gelip dalış yapsın diye, o bölgedeki sualtı görüntüsü tabi veya suni olarak dalıcıya enteresan kılınmasıdır. Ülkemizde bu tarife uyacak çeşitli dalış noktaları bulunmaktadır. Bu noktalardan en heyecan vereni Turgutreis civarında bulunan 14 ada arasında yer alanYassı Ada mavi derinliklerinde dalıcıları beklemektedir. Ama burası yasak bölge içindedir. Neden? Arkeolojik kazı mı yapılacaktır? Hayır. Burada sualtı kazıları yıllar önce gerçekleştirilmiş ve kazı sonucu çıkarılan eserler müzede sergilenmektedir. Yassı ada derinliklerinde, üç değişik devre ait antik gemi kalıntıları üzerinde kazı yapılmıştır. 1986 yılında, Mirna M isimli hayvan taşıyan bir gemi fırtına nedeniyle, yassı ada kayalıklarına bindirmiş ve 2000 yıl evvel batan antik çağ gemileri gibi adanın maviliklerine gömülmüştür. Buraya dalış yapan dalgıç, koskocaman gizemli bir batık etrafında tarihi binlerce yıl geriye giden yağ ve şarap testileri arasında yuva kurmuş,renkli bir yaşamı görüp fotoğraflama imkanından sebebi neyse uzak tutulmaktadır.

Bu görüntü fotoğraflanacak ve Türkiyenin bütün dünya sualtı camiasında tanıtımını sağlayacaktır. Sayın Oğuz Alpözen‘le yeni yılın başlarında yaptığım görüşmede kendisi Yassıada’nın önceden belirtilecek emniyet ve organizasyon’la dalışa açılmasına kesinlikle karşı olmadığını belirtmiştir.

Yassıada’da arkeolojik kazı yapılmış ve bitirilmiştir burası dalışla ilgili bazı teknik konular halledildiğinde dalışa açılabilir ve ülkemizinde en iyi dalış noktalarından biri olur, ne varki bu işin ticaretinden pay çıkarmayı düşünen tilkilere dikkat edilmelidir.

Burayı bir kuruluşa kiralayalım ve kuruluş yatırımını yapsın düşüncesi ülkenin turizmini baltalamaktadır.Yassıadaya dalmaktan kişi başı rant sağlamak düşüncesi yanlış olur.

Nedeni ise dünyanın çeşitli destinasyonlarında tabi olarak veya suni olarak oluşturulmuş sualtı parkları vardır ve hiç biri fahiş fiyatlarla dalıcılara lanse edilmemektedir.

Mikronezya adalarının savaş batıkları, Bikini atölündeki Amerikan donanmasına ait savaş gemileri, Cayman adasında suni olarak batırılan Rus destroyeri ve insanlarla dans eden vatos balıkları (Stingray city), İspanyadaki Medas adasının devasa orfozları, meşhur kızıldenizdeki RasMuhammed sualtı parkı, bütün bu dalış noktalarındaki dalışlardan ya hiç ekstra ücret alınmamakta veya Ras Muhammed’de olduğu gibi parkın korunmasında harcanacak beş dolar gibi cuzi bir katılım payı alınmaktadır. Buradaki amaç sualtı zenginliği ile o noktaya dalgıç turistin çekmektir. Yoksa o bölgeyi bazı kuruluşların planlar yaptığı gibi parası olan üç beş dalgıcı, fahiş fiyatlarla daldırmak akıllı bir turizm projesi olamaz. Dünya örnekleri önümüzde olup, uygulamaları çok basittir.

80’li yıllardan itibaren Türkiye kıyılarında oluşan dalış okulları, ufak tefek eksiklikleri olmakla birlikte, birçok yönden yabancı ülke dalış okullarının gerisinde değillerdir. Ne var ki onlar dış ülkelerden dalgıç turist getirecek bilgi ve donanıma sahip değillerdir.

Turizm acentalarının son yıllarda herşey içinde (all inclusive) sisteme dönmesiyle, dalış okullarıda bu turistlere yönelik pazarlama çalışmaları yapmaktadır. Otellerde yapılan tanıtım havuz showlarında bulunan turist ertesi sabah tekneyle çıkarılıp, bir şekilde daldırılıp, gün sonunda eline discovery belgesi ile uğurlanmaktadır. Bu grup içinden tatili sırasında ciddi dalış eğitimi alan sayısı yüzde olarak beklenenin çok altındadır.

Biz sualtı güzelliklerimizi direkt pazarına yani dalıcıya ulaştırmanın yollarını aramalıyız. Sualtı dünyası ile ilgili çıkan dergi ve mecmualarda tanıtım yapmalıyız. İngilterede çıkarılan DIVE isimli sualtı dergisinde Türkiye ile ilgili tam sayfa reklam şöyledir (Sıkıldıysanız Türkiyeye gelmenin zamanıdır) bu bir dalış mecmuasıdır neden dalışla ilgili bir reklam verilmez ki? Enternasyonel sualtı fotoğraf yarışmaları ve dış ülkelerde yapılan sualtı festival ve fuarlar bu konuda yapılacak tanıtımın en güçlü yöntemleridir. Bu çalışmalar çeşitli dalış okulları bir araya gelerek turizm bakanlığı ve bölge belediyelerin yardımı ile desteklenebilir.

Asyada yaşanılan son Tsunami felaketi biz sualtı ve çevre severleri fazlası ile üzmüştür. Dünya çapında sualtı turizm destinasyonu olan bu ülkelerin sualtı turizmi tamamı ile zarar görmüş ve bazı yerler haritadan silinmiştir. Phuket, Filipinler, Endenozya ve Maldivler başlıca yara alan ülkelerdir. 2005 yılında dalış turizminde yaşanan felaketten dolayı bazı yeni ülkelere talep daha fazla olacaktır.
Akdeniz, Maltadaki Gozo adası, Avrupaya yakınlığı ile, Hırvatistan berrak suları, Karaip adaları, Omman parlayan yeni destinasyonlar olacaktır.

Mısır, Kızıldeniz’de 1997 yılında Luxor’da ve daha sonra Tabada olan kanlı terörist saldırılara rağmen, Mısır’a gelen dalgıç turist sayısında fazla bir düşüş yaşanmamıştır. Hükümet ve turizim şirketleri bir araya gelip, milli bir politika belirlemişlerdir.

Neden her bayram bizden yüzlerce dalgıç bir haftalığına Kızıldenize gitmektedir ki? İşte bu politikalar nedeni ile. Yiyip içip, süper teknelerde bütçesini sarsmayacak rakkamlara, muhteşem sualtı güzelliklerini görebildiği için gitmektedir. Bizde ise çok kısıtlı olan dalış bölgeleri ve yasaklar arasında bocalayıp durmaktayız. Mısır terör olaylarının durulması ile fiyat politikalarında yükselmeye yapacağının sinyallerini vermektedir. Türkiye bu günlerde kollarını sıvarsa 2006 yılı için hak ettiği yeri dünya dalış haritasında alabilir. (Ülkemizde Bodrum’dan başkada süper dalış bölgeleri bulunmakta ve aynı sorunlar yaşanmaktadır)

İlk olarak dalgıcı, dalış okulu tek ses olup bu sesin yetkili makamlar tarafından duyulmasını sağlamalıyız. Federasyon, Turizm Bakanlığı ve bölgenizi temsil eden milletimizin vekilleri bizi bizim sularımızda hapis etmeyin. Konuyu bilenlere danışın ve ülkemiz menfaatleri için en doğruyu yapalım. En geç 2006 yılında Türkiye’yi sıcak bir dalış destinasyonu yapalım. Nasıl mı? Onu da gelecek sayıda cevaplayacağız.
MAHMUT SUNER 
Yazar, Eğitmen ve Dalış Profesyoneli

ms_scuba@hotmail.com

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

‘Karadeniz’de 5 bölge korunmalı’

Denizlerdeki canlı yaşamının korunmasına yönelik oluşturulan ve AB’nin desteklediği Coconet Projesi’nde Türkiye’yi Türk Deniz Araştırmaları …