Dekompresyon Hastalığı

GENEL

Bilinen ilk ilkel kompresör 17yy da Von Guericke tarafından icat edilmiş, böylelikle basınçlı ortamda bilimsel çalışmaların da yapılabilmesine olanak sağlanmıştır. Basınçlı ortam ve etkileri üzerine çalışan Robert Boyle (1670), dekompresyon hastalığını, bir kavanoz içindeki yılan üzerinde yaptığı araştırmalarda ortaya çıkardı. Bu ünlü araştırma, yılanın göz dokusundaki kabarcık oluşumuyla anılır. İşte bu basit araştırma ve bulgu, atmosferik basıncın artması sonucu insan dokularında açığa çıkan kabarcığı ve bunun hassas dokular üzerindeki etkilerini gözler önüne serdi. Boyle tarafından ortaya çıkarılan, ancak adı konmamış olan dekompresyon hastalığı, ilerleyen yıllarda yüksek basınç ortamların yaratılması için teknolojinin yeterli olmaması dolayısıyla pek araştırılma şansı bulamadı. Ancak gelişen teknoloji ve sanayi devrimi, son 100-150 yılda bu konuda birçok araştırma ve inceleme yapılmasını sağladı. Günümüzde insanlar seyahat, dalış ve spesifik çalışma ortamlarında (keson : caisson : köprü ve tünel inşasında kullanılan basınçlı odalar) basıncın etkisiyle karşı karşıya gelmekte. Dalış sporuna artan ilgi, bu konudaki araştırmaların da artmasını sağlamıştır.

Son yüzyılda yapılan araştırmalar sonucu artık dekompresyon hastalığının etkenin dokulardaki ve kandaki inert gazdan meydana gelen kabarcıklar olduğu bilinmektedir. Dekompresyon hastalığının etkisi ve şiddeti kabarcıkların miktarı ve bulundukları bölgeye göre değişiklik gösterir Keays (1909), Erdman (1907), Hill (1912), Levy (1922). 140 yılı aşan süredir, fizyologlar dekompresyon hastalığı hakkında çalışmakta. Dekompresyon hastalığının insan üzerinde belirtileri ilk olarak kömür işçilerinde saptanmıştır. Daha sonra nehir yataklarındaki köprülerde, tünel yapımında ve barajlarda çalışan su işçilerinde ortaya çıkmıştır.

Ortaya atılan birçok teori, dekompresyon hastalığı konusunda hala eksiklerin olduğu bizlere göstermekte. Tam olarak etkenin ne olduğu ve nasıl bir mekanizmaya sahip olduğu bilinmemektedir. Dalış için kullanılan tablolar ve sistemlerde bu durumun kanıtıdır. Hiçbir tablo veya sistem, kullandığı teorinin doğruluğunu savunmaz. Tabloların, hesaplamalar ve teoriler bütünü olduğu ve bunların kullanımı sonucu ortaya çıkacak rahatsızlıklardan tabloların sorumlu olmayacakları bilinir.

Günümüzde gelinen nokta, araştırmaların sürmesinin gerekliliğini gösterir niteliktedir. Halen birçok mekanizma açıklanabilmiş değildir. Dekompresyon hastalığının en önemli etkenleri, inilen derinlik, dip süresi ve solunan gaz karışımı olsa da, bunlarla sınırlı olmadığı bilinmekte. Ancak dalışta inilen derinlik ve kalınan süre kolay ölçülebilir olduğundan dolayı tablolardaki hesaplamalar bu değerler üzerinden yapılır. Ancak bilindiği gibi bu değerlere uyulsa dahi dekompresyon hastalığı oluşabilir. O halde, saydığımız değerler dışında kalan bir takım değer ya da fizyolojik mekanizmalarda dekompresyon hastalığında etkendir. Bu konuları daha detaylı olarak incelemeye başlamadan önce, genel olarak dekompresyon hastalığı tiplerini, belirtilerini, işaretlerini ele alacağız.

DEKOMPRESYON HASTALIĞI TİPLERİ

Dekompresyon hastalığı, vücutta yarattığı bozukluklara ve şiddetine bağlı olarak Tip I ve Tip II şeklinde sınıflandırılır.

Tip I : Eklem bölgelerinde ağrıya sebep olur. Tendonlar ve eklem yerlerinde toplanmış nitrojen kabarcıkları buna etkendir. Ağrının genelde ortaya çıktığı bölgeler; kol, omuz ve diğer bölgelerdeki eklemlerdir. Bu belirtiler genel anlamda, kasların aşırı zorlanmasında ve eklemlerde benzeri zorlanmalar sonucu çıkan ağrılara benzetilebilir. Ancak dekompresyon hastalığı sonucu ortaya çıkabilecek ağrılar, kas ağrılarında olduğu gibi masaj ya da egzersiz sonucu düzelmez. Tip I dekompresyon hastalığında belirtiler, dalış sonrası birkaç saat içinde ortaya çıkar.

Tip II : Nitrojen kabarcığına bağlı olarak, merkezi sinir sistemi ve sinir hücrelerinde travma gözlenir. Yorgunluk ve uyuşukluk, tip II dekompresyon hastalığının en önemli belirtilerindendir. Diğer belirtileri ise; baş dönmesi, yürümede bozukluk, deride karıncalanma, idrar yapma zorluğu, mide bulantısı ve benzeri nörolojik etkilerdir. Bu belirtiler dalış sonrasında ilk 10 dakika ile sonraki birkaç saatte ortaya çıkabilir; rahatsızlığa bağlı önemli belirtilerin tamamı ilk 24 saat içinde gözlenir.

devam edecek

R.Yaşar Tarakçı
3* Eğtimen Dalgıç / Öğretim Görevlisi

Ata Burak Çakaloz
2* Eğitmen Dalgıç

 

info@belugadivecenter.com

 

Yazı Dizisinin Diğer BölümleriDekompresyon Hastalığının Fizyolojik Mekanizması >>

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Ege’de gönüllü cankurtaran birliği

Türkiye’den Yunanistan’a geçmek için her gün onlarca bot Ege Denizi’ne açılırken, göç sırasında kazalara müdahale …